Camp Half-Blood Rpg

Tanrılar ve onların çocuklarının macerasına siz de katılın!
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 O v n é r t a #

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ovnérta Quisqaun
Hades'in Çocuğu
Hades'in Çocuğu
avatar

Mesaj Sayısı : 179
Kayıt tarihi : 30/06/10

MesajKonu: O v n é r t a #   Çarş. Haz. 30, 2010 3:08 am

Adınız: Gülşah.
Karakterinizin Adı: Ovnérta Quisqaun.
Örnek Rp:

Kar gökyüzünden tüm sakinliğini koruyarak, sessiz ve narin bir şekilde iniyordu yeryüzüne. Tüm güzelliği de onunla beraber geldiği sanılıyordu. Fakat bu kar indiği yeryüzüne sadece sakinlik ve huzur değil berbaberinde felakette getiriyordu. Hatta getirdiği felaketlerden ilkiydi bu.

Lyn uyanmıştı fakat yatağından henüz çıkmak istemiyordu. En azından şimdilik karmaşanın yerine sakin ve sessiz bir ortamda kalmak istiyordu. Birbirine karışmış olan uzun ve düz saçlarının arasına elini uzattı. Saçlarını çok seviyordu. Her zaman yumuşacık olurdu saçları. İki elini ensesinin orada; ortasında saçları olacak şekilde birleştirdi. Komidinin üzerinden bir toka alarak saçlarını topladı. Nihayet saçlarının görünümü belli bir şekil almıştı. Tam bu sırada ikizi Elonise kapıyı tıklattı ve ardından içeri girdi.

"Günaydın." dedi Lyn'e ikizi. Lyn'de gülümseyerek karşılık verdi.

"Erkencisin Elonise." dedi Lyn. Genelde erken uyanan Lyn olurdu. Ama bu sefer düzen değişmiş gibiydi. İkizi de ona gülümseyerek karşılık verdi. Elonise'nin saçları dışarının rüzgarıyla karışmıştı ve karın hafifçe yağdığı damlalar duruyor saçlarında hâlâ.

"Bugün canım çok sıkkındı. Erken kalkıp göl kenarında biraz dolaştım." İkizlerin en sevdiği, en sakin oldukları yer göl kenarıydı. Göldeki su her şırıltısında ayrı bir dinginlik katıyordu havaya. Eşsiz bir güzellikteydi orası. Biraz sessizlikten sonra çok konuşan Lyn yine çenesini tutamadı.

"Imm... Tatlı çocuklar var mıydı bari?" Lyn bu sözleri söylerken sinsice güldü ve elini Elonise'nin omzuna hafifçe vurdu. İkizi de ona gülümsedi ama birşey demedi. Lyn esnek yatağından ağır ağır kalkarak, yerdeki soğukluğa aldırmadan çıplak ayakları ile zeminden dolabına doğru yürüdü. Üzerine uzun bir bluz ve siyah bir dar pantolon aldı. Banyonun kapısına doğru elinde kıyafetleriyle ilerledi. Mp3'ünden en sevdiği şarkıyı açarak üzerini değiştirmeye başladı.

"I've been roaming around,
Always looking down at all I see...
Painted faces fill the places I can't reach!.."



Uzun ve kızıl saçlarını tarayan Lyn kapının kapanmasındaki tıkırdıyı duydu. Fakat umursamadan yüzündeki parlaklığa son rütuşlarını da vererek mükemmelliğini tamamladı. İşte tam bu sırada felaketin habercisi, kırılan bir cam sesi geldi. Lyn hemen içeriye ikizine birşey olduğu korkusuyla koştu. İkizi odada değildi. Biraz önce kapıdan çıkan o olmalıydı herhalde.

Kırılan cam Lyn'nun yatağının başındaki büyük camdı. Ve Lyn'nun yatağının üzerine cam parçaları doluşmuştu. Ayrıca yatağın üzerinde sadece cam kırıkları değil birde eski bir parşomen vardı. Bu parşomen kağıdı kalem gibi ince ve uzun bir şekildeydi. Üzeri "kan" ile mühürlenmişti. Lyn bunu gördüğünde gözlerinin büyüklüğü daha bir artmıştı.

Olduğu yerden yatağına doğru uzanan o kısacık yolu uzun bir mesafeyle aşmıştı Lyn. Hemen yatağının üzerindeki parşomeni aldı ve geriye attığı adımlarını biraz önce bulunduğu yere doğru ilerletti. Eline aldığı parşomeni yavaşça açmaya başladıı. Yavaşça açmasının nedeni ise korktuğundandı. İçinde yazılı olanlardan korkuyordu açıkça söylemek gerekirse.

Parşomen birkaç kırışıklığın ardından Lyn'nun düzeltmesi ile açılmıştı. İçinde eski bir el yazısı ile şunlar yazıyordu;

"Gece mi seni aydınlatacak, gündüz mü; bilemezsin.
Senin aslın kötü. Bu gerçeği söndüremezsin.
O seni seçti, inkâr edemezsin.
Sen Karanlık Melek'sin(!) tersini kabul edemezsin..."


Yazıların anlamlarını ne kadar bir yerden hatırlasa da hiçbir mânâ çıkarmamış gibi olmak istiyordu Lyn. Bunun bir rüya veya kâbus olduğunu düşünmek istiyordu. Tek istediği annesinin dediği o günün bu gün olmamasıydı! İstemiyordu! Hiçbir hüküm yetkisi istemiyordu Lyn. Nefret ediyordu kendini en üstte tutanlardan ama en üstte olmayı da istiyordu. Bunun için yapılanın kendisi yapması lazım; başkasının kabulleriyle hüküm yetkisinin tek sahibi olması gerekmiyordu kendince.

Olduğu yerden tökezleyecek şekilde adımlarını geriye doğru tuttu. Kendini hiç olmadığı kadar huzursuz ve korkak hissediyor. Çaresizce yummuş olduğu gözlerinin arasından inen yaşları; yanağının serinliğinin üzerinde vurduğu sıcaklık ile tanımlayabiliyor ancak. Tüm vücudu kaskatı kesilmiş olduğu yerde. Sadece göz kapakları sımsıkı yumulmuştu. Aldığı nefestende tiksiniyordu artık. Nefes almak ona ağır geliyordu şu sıralar.

Bedenini hareket etmeyi biraz olsun becerdiğinde ayaklarını kapıya yöneltti. Ellerini tokmağa yapıştırdığında kanlı ellerinin sayesinde tokmakta kana bulanmıştı. Artık kanlı olan tokmak Lyn'nin tüm ısrarlarına rağmen dönmüyordu. Biraz önce ikizinin ardından kapının kilitlendiğine dair bir ses duymayan Lyn'un duygularına endişeyi de eklemişti artık.

Olduğu yerden isyan ederek arkasını döndüğünde gözleri, karşısında duran siyah pelerinli adamda donup kalmıştı. Adamın görünmeyen yüzünde, sadece duyulan kahkahaları vardı. Ama ne kahkaha... Sanki boğazında çıkan her bir ses ile beraber etrafında bir siyah pelerin uçuşuyordu. Ama bir o kadar da çekiciydi gülüşü.

"Ahh Alondra!" dedi en cılız sesiyle. Lyn olduğu yerde kenetli kalmıştı. Ona bu isimle eskiden sadece annesi ve onun sevdiği yakın arkadaşları hitap ederdi. Karşısındaki adam Lyn'un şaşkınlığına bakmadan konuşmasına devam etti. "Sende tıpkı annen gibisin. Kötüsün! Bunu biliyorsun. Annenin söylediklerini de biliyorsun ama kabullenmek sana göre değil!" diyor adam. Söylediği kelimeler ağızından adeta tıslar gibi çıkıyor. Lyn'un ise durumu daha da kötü oluyordu. Artık nefes alıp verişi bile seyreliyor. Karşısındaki adam adeta onu hem büyülüyor hem de kendinden nefret etmesini sağlıyordu. Çünkü bu iğrenç yaratık hakkında düşündükleri kendinden nefret etmesini gerektiriyordu. Lyn bu hâliyle ağzınından emin olmadığı sözleri çıkarıyor.

"Hayır! Ben annemin dediğini bilmiyorum ve bunu bilmemi gerektirecek hiçbir durum olmadı, olmayacak!" Bildiğini karşısındaki adam da biliyordu. Yoksa bu tavırlarının nedenini çözemezdi. Adam kısa bir kahkahadan sonra aklından geçenleri dile döktü.

"Biliyorsun Alondra. Bildiğini biliyorum! Ve oldu. Hatta şimdi..." Lyn inkâr etmek istese de yapamıyordu. Adamdan birşeyler gizleyemeyeceğini biliyordu. Bunun için annesinin dediğini yapacaktı. Düşüncelerini geçmişe yoğunlaştırdığında gördüğü sahne bambaşkaydı.


#GEÇMİŞ...

Lyn annesinin yanına oturmuş yazı yazıyor. Tam olarak ne yazdığını kendide hatırlamıyor. Bunun için belki de yazdığı yazıda harfler göremiyor. Annesi Lyn'u karşısına çağırıyor. Lyn kağıdı kalemi bırakıp annesinin oturduğu koltuğun karşısında bulunan sandalyeye oturuyor.

"Lyn, seninle önemli birşey konuşacağım tatlım." Annesinin sesi çok ciddi. Lyn bunu farkettiği için her zamanki sulu şakalarından yapmak yerine annesini dinliyor. Annesi sözüne başladığında Lyn onun sesinde acı ve hüzün keşfediyor. Ama bunu aklının bir köşesine not etmekten başka birşey yapmıyor.

"İleride bir gün... Bir gün senin yanına biri gelecek Lyn..." Lyn, annesi Melinda'nın sözünü kesiyor.

"Kim anne?" Annesi ağlamamak için kendini zor tutuyor. Gözleri bir vakitten sonra yere dikerek konuşuyor.

"Sana bir kağıt verecek Lyn. Kağıtta yazılanları sana bir zarfın içinde vereceğim. Ve yanında birşey daha olacak." diyerek olduğu yerden kalkıyor Melinda. Hemen yanda bulunan masanın en alt çekmecesinden içi dolu olduğu uzaktan bile belli olan bir zarf çıkarıyor. Kese kağıdı renginde olan zarfı Lyn'a uzatarak sözlerine devam ediyor Melinda. "Bu yazıyı gördüğünde diğer kılıfta sarılı olan hançeri karşına çıkan adama vereceksin Lyn. Ve onun kendine yaptıklarına izin verecek, ne derse kabul edeceksin. Tamam mı meleğim?" Lyn Melinda'nın dediklerinden sonra zarfı açıyor. İçinden ilk önce krem rengi kılıfa sarılmış bir hançer çıkıyor. Bu hançerin çok eski zamanlara ait olduğu belli. Üzerinde işlenen motifleri takip edince ortada pentegram işareti çıkıyor. Bir anlık tereddütten sonra diğer kağıdı açıyor Lyn.

"Gece mi seni aydınlatacak, gündüz mü; bilemezsin.
Senin aslın kötü. Bu gerçeği söndüremezsin.
O seni seçti, inkâr edemezsin.
Sen Karanlık Melek'sin(!) tersini kabul edemezsin..."

Kağıtta yazılanları gözleri donarak okuyor Lyn. Annesine donuk gözlerle bakarak konuşuyor.

"Bu ne demek oluyor anne?" Annesi elini Lyn'un kağıdı tutan elinin üzerine koyuyor ve artık zor tuttuğu yaşları serbest bırakmak istercesine gözlerini yumuyor. Birkaç damla akan yaşın ardından konuşmaya çalışıyor Melinda. Sesi çok cılız çıkıyor.

"Sadece biraz önce dediğimi yapacaksın Lyn. Sadece onu...."



#ŞİMDİKİ ZAMAN...

"Peki." deyor Lyn istemsizce. "Kabul ediyorum." diye ekliyor ardından. Lyn başucunda ki çekmecesinden bir kılıf çıkarıp adama uzatıyor. Adam içini açtığında Lyn'un annesi Melinda'nın ona verdiği hançer çıkıyor kılıfın içinden. Adam hançeri elinde sıkıca tutuyor ve tek yaptığı sessizce Lyn'a bakmak oluyor. Daha önce hiç fark etmemişti belkide Lyn'un annesine ne kadar benzediğini. Düşünce yapısı olarak aynı görüyordu onları ama yüz hatları, saç kıvrımları, gözleri... Neredeyse birbirlerinin aynılarıydılar.

Lyn'un karşısında dizlerinin üzerinde çöken adam biraz önce sağ eliyle tuttuğu hançer ile, Lyn'a uzatmış olduğu sol kolunun avcu arasında bulunan damarlara hafif bir çizik atıyor. Neyse ki çok derin bir çizik olmuyor bu. Yoksa şuanda Lyn hâlâ ayakta duruyor olmazdı. Bir an gözlerini kaçırıyor Lyn. Dayanamıyor kanın o akışkanlığına. Bir an önce olan olsun, hayatı artık tükensin istiyor. Gözlerini öyle sıkı yumuyor ki gözkapakları ağrıyor adeta. Lyn olan biten üzerinde acı çekerken, adam Lyn'un önünde diz çöktüğü vaziyette birşeyler söylüyor. Lyn'un bunları duyduğu andaki hâli Amerika'da ki özgürlük heykeliyle aynı sanki. Asla kıpırdamayan bir yüzey...

"Karanlığın meleği!
Sen teksin karanlıkta.
Bütün dünya diz çökecek ayaklarına!
Sen olacaksın gerçek güç,
Gücün aydınlığın çok uzaklarında.
Ölüm meleği!
Duy sesimi!"

Ardından Lyn'un anlamayacağı bir dilde birşeyler söylüyor. Sanki büyü yapıyor adam.

"a-ge-hu-tsa. da-hu-ts. u-ya-ge-tsa." Bir anda adamın kolundan akan kanlar aktığı yerlerden havaya doğru hücum ediyorlar. Birkaç saniye geçmişte akmadan önce çıktıkları yere, adamın damarının üzerinde bir pentegram işareti oluşturuyor kanlar. Lyn gözlerini açtığında işaret yavaşça havalanıp onun anlına kadar yaklaşıyor ve Lyn tam geri adım atmayı düşünüyor ki adam kolundan kavrayıveriyor Lyn'u. Amblem Lyn'un anlına değdiği anda acı dolu çığlıkları odada yankılanmaya başlıyor adeta. Lyn'un acı çektiği her halinden belli oluyor. Gördükleri çok dehşet verici. Ölümler, kanlar, hayaletler, şeytanlar... O kadar canı yanıyordu ki anlatamıyordu derdini Lyn. Tek yaptığı haykırmaktı havada uçuşan sesiyle.


"Ağhhh! Ağğh!..." Haykırışları yavaşlıyordu ama acısı dinmiyordu. Gözlerini hafifçe aralıyor. Karşısında gördüğü manzara ona şok etkisi üzerinde şok etkisi yaratıyor. Gözlerini araladığında ilk gördüğü şey ikizinin yatağı. Ve ikizi yatakta yok. Ve işte olan olmuştu. Kapı hafifçe tıklatıldı ve içeriye ikizi girdi. Biraz önce olanlarda gördüğü görünümündeydi ikizi Elonise. Yine saçları dışarının rüzgarıyla karışmış, karın hafifçe yağdığı damlalar duruyor saçlarında. İçeri girdiğinde gülümsüyor ikizi Lyn'a. Lyn şaşırmış ifadesiyle acaba bu olabilir mi diyerekten sabah sorduğu soruyu yeniden soruyor ikizine.

"Erkencisin Elonise." İkizinin verdiği cevap ise Lyn'un etrafa bir anlık korku dolu bakışlar atmasını sağlıyor.

"Bugün canım çok sıkkındı. Erken kalkıp göl kenarında biraz dolaştım." Lyn hemen banyoya koşuyor. Anlını merak ediyor. Neler olduğunu. Aynanın karşısında gördükleri ise onun acı dolu çığlıklar atmasını sağlıyor yeniden... Anlının tam ortasında duran amblem kan kırmızısı! Aynanın karşısında ki yüzünün yanında bir yüz daha beliriyor Lyn'un. Biraz önce rüya olduğunu sandığı şeyde gördüğü adamın suratı bu.

"İkizin amblemi göremiyor! Senden başka kimse göremiyor meleğim!" diyor adam tıslarcasına. Hemen ardından ikizi giriyor kapıdan. Lyn'un yanına koşuyor. Lyn ise yanaklarından akan yaşların sıcaklığında kavrulabilecek kıvamda aslında. Yanına koşan ikizine bırakıyor kendini. Bayılmadan önce duyduğu son sesler ise adamın iğrenç ama çekici diye tanımladığı kahkahaları...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gabrielle Rewean
Zeus'un Çocuğu
Zeus'un Çocuğu
avatar

Mesaj Sayısı : 109
Kayıt tarihi : 28/06/10

MesajKonu: Geri: O v n é r t a #   Çarş. Haz. 30, 2010 3:22 am

Görünüm daha iyi olabilirdi. Paragraflar daha uzun olursa rp daha düzgün dururdu ve anlatım akışkanlığı sağlanırdı. Renkler uyumlu ama. Yalnız rp fazla uzun olduğu için bir süre sonra kopukluklar yaşanıyor. Bazı yerlerde yazım yanlışları da gördüm. Microsoft Word programını kullanırsanız bundan kurtulabilirsiniz. Ayrıca betimlemeler çok az. Kurgu güzeldi.

Puanınız 85, iyi rpler…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
O v n é r t a #
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Camp Half-Blood Rpg :: Rp Out :: Rp Seviyeleri :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: