Camp Half-Blood Rpg

Tanrılar ve onların çocuklarının macerasına siz de katılın!
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Harexia

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Harexia



Mesaj Sayısı : 1
Kayıt tarihi : 29/06/10

MesajKonu: Harexia   Salı Haz. 29, 2010 10:38 pm

Adınız: Mert Emre
Karakterinizin Adı: Harexia
Örnek Rp:

Sevgiyle hazırlanmış her unsur yerli yerindeydi. Titanic CD'si, DVD oynatıcının yanında bekliyordu sessizce. Yüzlerce kez sevgilimle baş başa izlediğimiz film birkez daha ısıtılıp önüme konan bir yemek misali karşımdaydı. ''Sevgilim''. Kelime Sarah için her kullanılışında içimde kıpırdanan bir yılan oluyordu. Her oynayışında içime zehir akıtan yılan kimi zaman ısırıyor, kimi zaman yanlızca kuyruylayla kalbimi yerinden oynatmakla yetiniyordu. Klasik cips-kola ikilisi de hazırdı. Yanan midemi birkaç dakikalığına da olsa rahatlatmak için bekliyorlardı. Alex de gelmeseydi buna nasıl dayanabileceğimi bilmiyordum. Alex ile kendimizi bildik bileli arkadaştık. İlk dayağımızı birlikte yemiştik mahallede, ilk paramızla kendimize şekeri beraber almıştık. İlk şarkımızı bile beraber söylemiştik belki, kardeşimdi o benim. ''Kardeşim''. Kelime Alex için her kullanılışında Serah'a sevgilim dediğimde kıpırdanan yılan tekrar huysuzlanıyordu. Nedenini bugün anlayacağımı nereden bilebilirdim? Nereden bilebilirdim ''o gün'' ün şimdi olacağını.
Kapının çalışıyla yerimden sıçradım adeta. Gelmişlerdi. Hayatımın iki temeli, iki yılan terbiyecisi kapının önünde bekliyorlardı işte. Cipsleri tabaklara dağıtırken yağlanan ellerimi havluya silip kapıya ilerledim. Bir an elim kapının kulbunda bekledim. Kapıyı açmamın ya da açmamamın hayat yolumda tamamen bir ayrım olduğunu görebiliyordum. Bir yol uzun, sadeydi. Diğer yol ise çiçeklerle bezenmiş cennetten bir kesitti resmen, ama kısaydı. Çok kısa. Kısa yolu seçtim bile bile. Kapıyı açtım.
Karşımda koskoca iki gülümseme göründü. Neden bilmiyorum ama bu durum beni korkutmuştu. Bir an titredim, gözlerimi kaçırdım onlardan. Biraz sonra toplanabilmiştim, içeri çağırdım. Bir gariplik sezmiş olacaklardı ki ayakkabılarını çıkarıp içeri usulca girerken birkaç bakış paslaşmışlardı aralarında. Aldırmadım. Daha önce onlarca kez bana geldikleri için herzamanki yerlerine oturdular, Alex yandaki tekli koltuğa, Sarah ise benimle ikili koltuğa otururdu. CD'yi takıp Sarah'ın yanındaki yerimi aldığımda, olacakları kulağıma fısıldayan sesler hala anlaşılmaz cızırtılar halindeydi. Silkindim kendime gelmek için, saçmalıyordum. Her zamanki gibi filmimizi izleyip biraz öpüşüp koklaşıp ayrılacaktık ve ben yine evimde yanlızlığımla baş başa kalacaktım. Kalbimi acıtsa da Sarah'a sarıldım. Derin derin nefes alıp veriyordum. İnip kalkan göğsüm yavaşça Sarah'a yaklaşıyor, yaklaştıkça daha da acıyordu canım. Canım acıdıkça daha da yaklaşıyordum mazoşist olduğunu kanıtlamaya çalışan bir psikopat gibi...
Kapının çalınması birçok duygunun birden zihnime akmasına neden oldu. İlk başta kendimi avutmak için çektiğim acıdan kurtulmamın ferahlatıcı duygusu sardı zihnimi. Sonra bir duygu daha geldi, acı ama tatlı, gerçek gibi... Yaralıyor ama rahatlatıyordu ruhumu. Önceden biliyordum kapının ardındaki gerçeği. Şaşırmış gibi yapmalı mıydım?
CD yi kumandadan durdurup kapıya ilerledim yavaş adımlarla. Her adımımda daha ısrarcı vuruluyordu kapıya, titriyordu kapı. Gerçeklere dayanmaya çalışıyor ancak itiraf edip açılamıyordu bir türlü, benim gibi... Bir yardımcı gerekti, anahtarı çevirecek bir el, delikten bakacak bir göz... Kapıya ulaştığımda elim kulpta gözüm delikteydi. Gerçek bu silüette çıkmıştı demek karşıma. Dayanabilirdim. Sarah'a bir bakış atıp kapıyı açtım.
Karşımda ayakta durmakta zorlanan gerçek duruyordu. Eric şekline bürünmüştü gerçeklik, bu kadar ferahlatıcı olması ürkütmüştü beni. Eric, Sarah'ın eski erkek arkadaşıydı. Çoğu zaman Sarah'ın onu unutmak için benimle çıktığını düşünmeden edemiyordum, umursamıyordum da. Sevmiyordum ki onu. Kendime itiraf etmekte zorlanıp itiraf edebildiğim tek gerçek buydu belki. Bu kadar basitti.
Eric sendeleyerek içeri bir adımını attı. Leş gibi bira kokuyordu ve muhtemelen yolda gelirken birkaç kez de kusmuştu. Yine de yakışıklılığından pek birşey kaybetmemişti okulun popüler çocuğu. Sarah ile ilgili nidalarını duydum. Söyledikleri anlaşılmıyordu ancak göz ucuyla dahi Sarah'ın kıpkırmızı kesildiğini görebiliyordum. Başımı öne eğip üzgün palyanço taklidi yaptım gerçek karşımdayken dahi gerçeğe zıt giderek. Sarah yerinden fırladığı gibi salona açılan kapıya üç koca adımda ulaştı ve Eric'in kolundan tuttuğu gibi dışarı çıkardı. Apartmanın dış kapısından Sarah'ın sesini duydum. ''Halledip geliyorum.''
Merağın kapladığı vcudumun engel olamadığı ayaklarım cama doğru büyük adımlarla ilerledi. Dışarıya baktığımda güneşin parladığı havanın göz alıcı ışınlarına alışmam zaman almıştı. Sarah Eric'le konuşuyordu. Konuşmaları kavgaya dönüştü. Sarah Eric'i ittikçe Eric üstüne gidiyordu ağlayarak. Sarah'ın yüzündeki üzüntüyü görebiliyordum. Ve Eric'in son denemesinde onu durdurmadı. Birleşen dudaklarıyla beraber Sarah'ın yüzüne huzur hakim oldu. Anne kucağındaki bir melekçesine gülümsüyordu. Neden bilmiyorum, içim acımamasına ramen, bir gram pişman olmamama ramen ağladım camın dibine yığılarak. Hıçkırarak ağlıyordum, gözyaşlarımı akıta akıta. Hayır, Sarah'ın ihanetine ağlamıyordu gözlerim. Gerçeği görmüş olmama ağlıyordum. Anlamıştım.
Alex beni avutmak için yanıma gemiş gözyaşlarımı silmeye koyulmuştu. Elleri gözyaşlarımı yanaklarıma dağıttı. Açık kahve gözleri mavi gözlerimde öylece durduk birkaç saniye. Nefeslerini hissediyordum. Göğsünün iniş çıkışını, kalbinin atışını zihninden geçenleri, gözlerindeki yaşları ve son olarak dudaklarını hissettim. Başından beri kaçtığım gerçeği onaylarcasına yüzüme vuran kanıt, ufak bir buseydi çocukluk arkadaşımdan gelen. Ben normalliğin tabularına inat Alex'e aşıktım...
Dudaklarımız ayrıldığında kızarmıştım. Onun da utandığını, kızardığını hissediyordum. Hissediyordum o ne hissederse, ne düşünürse. Gözlerimi kaçırmak için camdan dışarı baktım. Sarah, Eric'i itiyordu. Eric'in yüzünde deliliği, gözlerinde o ışığı gördüm ve hala bitmediğini anladım. Devam ediyordu serüvenim. Eric elini beline atarak apartmanın kapısında kayboldu. Merdivenleri bağıra çağıra, her merdivene istediği oyuncak alınmamış yaramaz bir çocukçasına vurarak çıkıyordu. Arkasında Sarah'ın çığlıklarını duydum. ''Ne yapıyorsun Eric? Dur lütfen!''. Çok geçti. Merakla cama gelirken açık bıraktığım kapıdan çoktan girmiş olan Eric ışıltılar saçan gözlerle bakıyordu ikimize de. Sarah'a döndü. ''Bunlar için mi vazgeçiyorsun benden, bunlar mı bizi ayıran duvarlar?'' diye sordu ağlayarak. Eli hala belindeydi. Hızla çekti elini, bir tabanca duruyordu elinde. Siyah namlusu bize doğrultulmuştu. ''O duvarları yıkarsam kimse giremez aramıza aşkım.'' dediğini duydum. Aniden patlayan silahın ürkütücü sesiyle yan tarafa yığılan Alex'i gördüm. Yanlızca bakıyordum, donmuştum. Fazla sürmedi, sıcak kurşun göğsümü delerek içeride bir kor gibi durdu. Gözlerim Alex'teydi. O da daha terketmemişti beni, bana bakıyordu, eli bana uzanıktı. Kalan son gücümle elimi uzattım yasak aşkıma. Artık çekinmem gereken birşey yoktu ki. Ölürken yanında olmak istiyordum. Bunca zaman tutamadığım eli, ölürken tutmak istiyordum delicesine. Neredeyse olmuştu. Kanla kaplanmış yerler miydi, yoksa gözüm müydü bilemiyorum, tek görebildiğim hafif kızarmış ellerimizin yaklaştığıydı. Tırnağına dokunduğumu hissettim. Çocukluğumuzda toprakla oynarken içi dolan tırnaklar. Her zerresinde binlerce anı olan parmaklarımız kenetlenmişti artık.

İkimiz de süzülüyorduk gökyüzüne doğru, el eleydik. Gözlerimi alamıyordum gözlerinden, elimin terlemesi gerektiğini hissediyordum. Asıl hissettiğim aşktı. Kainatı geçtik el ele, sonsuzlara adım attık gözlerimizi ayırmadan. Ağzımızı açmadık hiç, tek kelime etmedik, hayallerimizi anlattık birbirimize bakışlarımızla. Yıldızlar geçiyordu arkasından, kimisi serpiliyordu saçlarına. Tanıdığım tanımadığım her renk oluyordu, her renk onu anlatıyordu gizli penceremde. Sordum sonunda, sesim renge dönüştü havada.

Tanrı onaylamıyor mu hayallerimizi sence
Cehennemde mi yanacağız el ele
Tutuşmuşum ben zaten senin gözlerinde
Varsın yaksın beni cehennem, el ele olduktan sonra bana ne?


Tanrı sorumu duymuşçasına yanıt yükseldi her köşeden...

Ben sizi böyle yarattım meleklerim;
Cinsiyetin, kalıpların üstünde sevginiz.
Taptığınız şey aşkınızsa; onu da yaratan benim,
İster Aşk olsun adım ister Nefretiniz...


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Artemis
Av Tanrıçası | Admin
Av Tanrıçası | Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 145
Kayıt tarihi : 28/06/10

MesajKonu: Geri: Harexia   Salı Haz. 29, 2010 10:52 pm

Bazı yerlerde imla hataları vardı ve görüntü pek düzgün değil. Ancak çok büyük bir sorun değil bunlar da.

Puanınız: 93.
& İyi rp'ler.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Harexia
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Camp Half-Blood Rpg :: Rp Out :: Rp Seviyeleri :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: