Camp Half-Blood Rpg

Tanrılar ve onların çocuklarının macerasına siz de katılın!
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 raven.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Artemis
Av Tanrıçası | Admin
Av Tanrıçası | Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 145
Kayıt tarihi : 28/06/10

MesajKonu: raven.   Ptsi Haz. 28, 2010 11:15 pm

Adınız: Ela.
Karakterinizin Adı: Raven Dmhyts
Örnek Rp:

Soğukluğu derimin altına inen, adeta içime işleyen ıssız koridorlardan yürümeye devam ettim. Yönümü bilmiyordum, nerede olduğum, nereye gittiğim hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Sadece yürüyordum işte. Bazen sebebi olmadan bir şeyler yapmak iyi geliyordu. Uzun zamandır yapmadığım bir şeydi. Sebebi olmadan, sadece yapmış olmak için. Hogwarts henüz yeni açılmıştı. Onun öncesindeki anılarımı benden başkası bilemezdi. Sebepsiz yere hiçbir şey yapma iznimin olmadığı, kâbus gibi günlerdi. Bu kâbusları yaşatan kişinin adı netti; Kişisel danışmanım olmak için beş yıl önce tutulan Madam Lefepre... Bana göre yüzyıllar, kendisine göre henüz yeni; Hogwarts'dan mezun olmuş bu yaşlı başlı, buruşmuş kadın. Bir muggle olmasına rağmen zekâsıyla Ravenclaw'dan mezun olmuş ve aslında herkesin Ravenclaw olması taraftarı olan biriydi. Nasıl Slytherin'liler safkan olmayanlara karşı düşmanlık besliyorsa, Madam Lefepre de Ravenclaw olmayanlara karşı düşmanlık beslerdi. Özellikle de Slytherin'sen onun yanındayken dünya çok zordu. O, Slytherin'dekilerin beyinlerini kullanmak yerine asalarıyla etrafa ölüm saçan canavarlar olduğunu söylerdi. Ve evet, bu onun için bir hakaretti. Bu yüzden asla sanışmanlık yaptığı çocukların evebeynlerinin Slytherin mensubu olmamış olmasına dikkat ediyordu. Evet, beni de böyle seçmişti. Annem Gryffindor, babam ise Ravenclaw mezunuydu. Madam Lefepre, ailede bir Ravenclaw olduğunu ve diğer üyenin de iyiliğe yatgın olduğunu duyunca, beni asla kaçırmadı ve Hogwarts açılmadan bir ay önce beni kampa aldı. Sürekli ay çok geç kaldık ama ben seni evcilleştirmesini bilirim diyordu ve öğrencilerinden sanki birer hayvanmış gibi bahsediyordu. Bizlere, seçmen şapka başımızdayken aklımızdan geçireceğimiz şeyleri ezberletiyordu, zeka olmadan hiçbir şey olmaz, kötülükten iğreniyorum, mantığım neyi söylerse onu yaparım. Ancak Slytherin olacağımı nerden bilebilirdi? Prensipleri gereği bir kişinin danışmanı olduktan sonra onu asla yarı yolda bırakmazdı. Bu yüzden beni de bırakmadı. Slytherin olduktan sonra beni bir stres atma aracı olarak gördü. Diğer çocukların çok büyük bir kısmı Ravenclaw olmuştu. Arada bir Gryffindor ve Hufflepuff'lar da çıkmıştı ancak Slytherin olan bir tek bendim. Aslında bakılırsa onun ilk ve tek Slytherin öğrencisiydim. Madam Lefepre diğerlerine asla kızamazdı. Yasakları çiğneseler bile. Bu yüzden stresini daima benden çıkarmıştı. Ne de olsa Slytherin'ler kurallara uymayan canavarlardı değil mi? Küçükken bunlar pek sorun yaratmıyordu ancak büyüdükçe işler kötüleşti. Çünkü asiller -evet, Madam Lefepre onlara asiller demem için beni zorluyordu ve demezsem disiplin cezası alıyordum- git gide büyümüş ve yasaklara uymamak konusunda inatçıydılar. Böyle durumlarda Madam Lefepre gelir, beni bulur ve disiplin cezalarını tekrar tekrar uygulardı. En çok da bir tanesini: Zindanlar. Slytherin'lilerin oraya ait oldukları konusunda bir takıntısı vardı. Bu yüzden ne zaman iftiraya uğrasam beni zindanlara hapsederdi. Duvarlardaki taşların sayısı, şekli her zaman ezberimde. Tavanda yetmiş, sağ duvarda elli, sol duvarda elli, arka duvarda ise yetmiş tane var. Artık zindanların yemek menüsünü de ezberlemiştim. Sabahları su. Öğlen su ve artık ekmek. Akşam ise çorba, pilav ve su. Ancak akşam yemeği hiç ziyafet sayılacak kadar çok miktarda olmadı. Pilav her zaman avucum kadar olurdu ve çorba da daima soğuk ve kıvamsızdı. Bu yüzden olacak ki beş sene boyunca üç kere yeme bozukluğu sebebiyle hastahaneye kaldırıldım.

Böyle zamanlarda gelen ailemin yanında ağlamaklı bir yüz ifadesi takınır ve evebeynlerime çok başarılı bir şekilde yalan söylerdi, Slytherin olduğu için halâ çok üzgün. Ona önemi olmadığını söylüyorum ama beni hayal kırıklığına uğrattığı için halâ çok ama çok üzgün. sonra da sanki sinir krizi tutmuşçasına bayılma numarası yapardı ve ailem ona hemen inanırdı. Birkaç kez bu konuşmayı, bayılmanın eşiğindeyken duymuştum. Madam ayıldıktan sonra aileme beni onunla bırakması için adeta yalvarırdı. Beni çok sevdiğini, asla kaybetmek istemediğini söylerdi. Ve evebeynlerim ona tekrar tekrar inanırdı. Olaylar tekrarlanmaya başlayınca nasıl şüphelendiklerini anlayamıyorum. Ancak bildiğim tek şey varsa, bu da Madam Lefepre ve asiller, git gide bir kötüye dönüşmüşlerdi. Slytherin'i suçladıkları şeye, canavarlara. Ve bunu görebilen tek kişi bendim, bu beni oldukça hırpalıyordu. İşte bu yüzdendir ki, Slytherin dışındaki binalardan nefret ediyorum. Bu yüzden diğer binalardakileri gördüğü yerde aşağılamaktan asla çekinmiyorum. Bu yüzden adım huysuza veya kötüye çıkabilir, umrumda bile değil. Tek umrumda olan şey, bana yaşattıkları belaları onlara yaşatmak. Bilmiyorum farkında mı ama Madam Lefepre'nin bana yaşattıkları, beni tamamen kinci birine çevirmişti. Geçmişimin uğursuz gölgesinden silkinerek uzaklaştım. Bu sırada ayak sesleri duydum. Bu seslerin peşine gittim. Evet, bunu yapmamam lazımdı ancak giden kişinin profesör olmadığına emindim. Çünkü ayak sesleri çok kalın değildi. Bu da o kişinin hafif olduğunu gösteriyordu ve profesörlerden hiçbiri bu sesi çıkaramazdı. Sesin peşinden gitmeye devam ettim ve sonunda bir kapıdan girdiğini gördüm. Bu kapının nereye açıldığının bilincindeydim, kelid aynası... Yıllardır, görmek istediklerimden çekinip girmemiştim. Ancak şimdi yabancının görmek istediklerini görmek için o odaya girmek istiyordum. Onunla dalga geçecektim. Hem de feci bir şekilde. Kapıyı yavaşça araladım ve kafamı içeri uzattım. Sarışın bir kızdı gördüğüm. Onu tanıyordum, Aurelia... Ravenclaw'dandı. Ancak yıllardır onunla dalga geçmemiştim. O kızda farklı bir şeyler vardı. Bana feci şekilde kendimi anımsatıyordu. Bu yüzden ona bir şeyler çektirmek istememiştim ancak şu anda alay etmeye oldukça açtım ve etrafta başka kimse de yoktu. Alayımın dozunu biraz düşürerek kendime acı çektirmemeye çalışacaktım. Derken gözyaşını gördüm. İşte bu beni alay etmek için biraz daha kamçıladı çünkü yıllardır inatla ağlamamıştım. Bana yaşatılanlara tepki olan gözyaşlarımı daima içime atmıştım. Bu da daha çok acı çekmeme sabep olmuştu çünkü asiller ve Madam gözyaşı istiyordu. Slytherin'in yenildiğini görmek istiyordu. Bu hırsla odadan içeri süzüldüm ve Aurelia'nın hemen arkasına geçtim. Ne gördüğüne baktım, mutlu bir tablo. Ailesiyle birlikte. Bunu onda ne denli iz bıraktığını bilmiyordum ancak benim yaşadıklarımdan daha kötü bir şey yaşamış olamazdı. Onu alkışlamaya başladım. Bu alaycı bir alkıştı. Aynı zamanda alaycı bir tebessüm yerleştirdim çehreme. Bir süre bu devam ettikten sonra en alaycı ses tonumla konuştum. Kendi kendime bunun dozunun düşük olacağını söylemiştim ancak sesimi kontrol altında tutamıyordum. "Ah, Aurelia, bu ne duygusal bir tablo. Neredeyse beni de ağlatacaktın!"


Ben ondan hiçbir tepki beklemezken Aurelia'nın sesi, sıradan tınısından oldukça uzaklaşarak kaba bir şekilde çıkmıştı. "Raven, yoksa senin ağlayabilmek gibi bir yetin mi var? Hiç zannetmezdim..." İşte bu ağır olmuştu. Yılların getirdiği dışlanmışlık duygusu, zindanda geçen ömür, benden birçok duyguyu aldığı gibi ağlama yetisini de elimden almıştı. Aurelia'ya doğru, yılların yaşım gibi büyüttüğü kinimi kusmak istedim. Onun gibilerinin hayatımı cehenneme çevirdiğini söylemek istedim. Ancak bu beni zayıf göstermekten başka bir işe yaramayacaktı. Belki de vazgeçmeliydim. Kendime tabular koymaktan vazgeçip derdimi anlatmalıydım. Ama hayır. Anlatamazdım. Hayatımı onun gibi masumlar mahfetmişti. Bir yanım ona her şeyi anlatmak istiyordu. Bu, yok olmaya yüz tutmuş, eski Raven'dı. Diğer yanım ise ona acımadan alay etmemi istiyordu. Bu, yıllar boyunca deneyimleyerek kazandığım hayatta kalma içgüdümdü. Orta yoldan gitmeye karar verdim. Ne kendimi çok zayıf gösterecektim, ne de çok alaycı olacaktım. Sessizce kahkaha attım ve ardından konuştum. "Ah, inan bana bu yetimi yıllar önce kaybettim. Senin gibiler yüzünden. Senin gibi masum görünen, ama benden bile daha kötü olanlar yüzünden. Siz Ravenclaw'lar hep aynısınız. Zekânızın ardına saklanan bir avuç kötüsünüz. Nasıl oldu da Slytherin kötülükle ün saldı? Siz Ravenclaw'lar en ez bizim kadar kötüsünüz." Kelimelerim yılların biriktirdiği öfkenin en ufak bir izini bile taşımıyordu. Eğer bu öfkesini yansıtmak isteseydi, bütün okul uyanırdı. Hayır, benim bağırışlarımla değil. Aurelia'nın ölmeden önce attığı çığlıklarla. Belki de en çok ne istediğimi görmem gerekiyordu. Aurelia'ya doğru ilerledim. Tek elimle onu ittim ve aynanın karşısına bu sefer ben geçtim. Göreceklerime karşı hazırlıklıydım. Aynadaki yansımama bakarken birden görüntü değişti. Artık görünen şey ben değildim. Yıllardır görmeyi istediğim şey karşımda duruyordu: Madam Lefepre'nin cansız bedeni. Yanıbaşında, elimde asamla ve yüzümde büyük bir gülümsemeyle duruyordum. İşte bu diye düşündüm.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aphrodite
Aşk Tanrıçası | Admin
Aşk Tanrıçası | Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 411
Kayıt tarihi : 27/06/10
Yaş : 23
Nerden : Selene'in yıldızlı göklerinden.

MesajKonu: Geri: raven.   Ptsi Haz. 28, 2010 11:21 pm

Boyut, çok iyi. Renklendirme, uyumlu ve göze hoş görünüyor. Kurgu, oldukça ilgi çekici. 100.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
raven.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Camp Half-Blood Rpg :: Rp Out :: Rp Seviyeleri :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: