Camp Half-Blood Rpg

Tanrılar ve onların çocuklarının macerasına siz de katılın!
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Gabrielle*

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Gabrielle Rewean
Zeus'un Çocuğu
Zeus'un Çocuğu
avatar

Mesaj Sayısı : 109
Kayıt tarihi : 28/06/10

MesajKonu: Gabrielle*   Ptsi Haz. 28, 2010 9:50 pm

Ceren.
Gabrielle Rewean.

Kâbusta olduğumu nasıl mı anladım? Çok basitti. Bir yaz gecesi bile böyle ıssız bir yolda tek başına yürümeyen bir kız, nasıl olurdu da soğuk bir kış gecesinin ıssızlığında paltosuz olarak yollarda tek başına gezerdi? Hayır, yani başkası olsa belki olabilir diyebilirdim. Ama söz konusu bendim! Şu uslu durup ödevlerini yapan kızlardan sayılırdım nede olsa. Böyle heyecan verici şeyler bana göre değildi, genelde kurallara uyan masum bir çocuğum ben. Bu yüzden önce bu saçma sapan kâbustan uyanmaya çalıştım. Bilirsiniz, birkaç göz kırpıp açmak, uyanacağını hayal etmek, aslında olduğun yerde olmadığını düşünerek kıkırdamak gibi basit şeyler. Ama soğuğun sanki gerçek dünyadaymış gibi iliklerime kadar işlemesi beni başka düşüncelere yoruyordu ama korkuyordum. Neden olduğunu da bilmiyordum. Hayır, yani usluyum ama o kadarda korkak biri değilim. Böcekler dışında cesur bile sayılırım belki. Küçük afacan kardeşimin, bir yaz gecesi, büyüyle canlandırdığı oyuncak ama kocaman – yemin ederim ki çok kocamandı, yoksa o kadar korkmazdım – örümceği gördüğümde küçük bir kız çocuğu gibi çığlık atarak odama kaçmıştım. Saatlerce kendimi kaşımış, bir yandan da attığım çığlığın utancını yaşamıştım. Küçük bir kız çığlığı… Berbattı. Neyse ki, sonra küçük bir kız çocuğu olduğum aklıma geldi. Kimse benden yetişkin muamelesi beklemiyordu ki! Ne diye kendimi bu kadar sıkıyordum? Artık en nefret ettiğim fobimi kabullenmeliydim, değil mi? En ufak bir sinekten bile vücudumun verdiği en yüksek enerjiyle koşuyorsam, bu durum mecburiydi, evet. İçimden kendime uyan diye fısıldarken, bir yandan da çevreye bakınıyordum öylece. Tuhaf bir şey bekliyordum sanki ama her tarafın mavi bir sessizliğe bürünmesi dışında hiçbir şey yok gibiydi. Hayır, yani hiçbir şey tam olarak uymadı. Kocaman bir sokak lambası, mavi ışıkla sokağın mavi bir görüntüye bürünmesini sağlıyordu. Yanlarda sadece bir kısımları gözüken bahçe evleri diziliydi o kadar. Onun dışında sokak boş ve ıssızdı işte! Bir keresinde, annemin sözünü dinlemeyip merak ettiğim bir yeri gizlice araştırmaya gittiğimde, üç dört tane yiyecekmiş gibi beni kovalayan köpekler yüzünden o gece üç dört başlı bir yaratıkla savaşmıştım kâbusumda. Ama ondan beri bu kadar saçma bir kâbus görmemiştim. Bugün ne olmuştu ki? Herhalde bir şeyler beni bu kâbusu görmeye teşvik etmişti. Düşünmeye çalıştım ama düşünmek bir yandan başımı ağrıtırken, bir yandan da beni zorlayıp yoruyordu sanki. “Neyse, birazdan uyanırım” dedim.
“Evvvet, küçük kız! Ne istiyorsun bakalım? Sihri bozan bir kedigözü? Ne çizersen onu gerçekleştiren boş bir tuval? Her istediğini yapan oyuncak bir bebek? Her istediğin yerin kapısını açan bir anahtar? Gel bakalım, yaklaş, daha çok eşyam var!!” Kısık bir kaba sesi zorlamak hangi yaratığın fikriydi? Merlin aşkına! Berbat bir gürlemeyle çıkan ses neredeyse olduğum yerde zıplamamı sağlıyordu. Neyse ki, sadece arkamı dönüp heyecanlı sesi şaşkın bir yüz ifadesiyle karşılamıştım. Sanki hayatta en istediği şey olacakmış gibi heyecanlı olan seyyar satıcı, tezgâhının arkasından istekli bir şekilde bana bakıyordu. Muggle olsaydı, korkacağımı sanmıyordum ama o bir büyücüydü! Yer yer toz içinde kalıp yırtılmış ve delikler oluşmuş koyu yosun yeşili cüppesi etrafında dalgalanıp duruyordu. Yüzünü seçemiyordum. Her zamanki gibi! Ben asla rüyamda diğer kişilerin yüzünü göremezdim. Yani görürdüm onları ama yüzlerinin olduğu yerde bir boşluk var gibiydi sanki. Bu gerçek dünyada olsa korkudan nefesim kesilebilirdi ama rüyamda normal karşılıyordum. Ya da sadece normal karşılamayı seçiyordum. Kedigözü… İğrendim ama adamın dediği gibi sihri bozacaksa çok işime yarayabilirdi. Birkaç şımarık kızın yaptığı çocukça sihirleri bozmak isterdim. Boş tuval… İşte en dikkatimi çeken şey buydu! Ama olamayacağını da düşünmeden edemiyordum. Sonuçta, sihir geleceği etkileyemezdi. Hele de küçük bir kız boş tuvale geleceği çiziyorsa… Ayrıca ben resimde berbatım. Ah Merlin! Oyuncak bebek… Bir hizmetçi çok iyi olabilirdi ama şu Muggle’ların yaptığı Chucky filminden sonra oyuncak bebeklere karşı lanet bir korkum vardı. Anahtar… Her istediğim yeri açabilirdim. Ama bu benim pek ilgimi çekmiyordu nedense. Ne yani? Her yeri açan bir anahtar güzeldi ama o kadarda açılmayı bekleyen gizemli bir yerler yoktu ki! Nerede kullanacaktım?
“Onu dinleme… Her önüne gelene lanetli eşyalarını satmaya çalışır.” Tatlı bir erkek sesi sağ tarafımdan geliyordu. Döndüm ve orada gayet yakışıklı bir adam gördüm. Kuzgun siyahı saçları, saçları gibi bir o kadar siyah cüppesi – evet, o da bir büyücüydü -, elinde asası… Elinde asası mı? Ürkmüştüm biraz. Sonuçta sadece sohbet ediyorduk değil mi? Neden asasını cüppesinin bir kenarına iliştirmemişti? Belki de, buna bu kadar kıllanmamalıydım ama yine de içimden bir ses tehlike diye bağırıyordu. Belki de, o satıcıyı buradan korkutup göndermek içindir? Satıcının da bundan kıllanıp kıllanmadığını anlamak için diğer tarafa dönmüştüm ki, orada olmadığını gördüm. Korkak adam beni burada böylece, asalı bir psikopatla bırakmıştı. Belki, o da bir psikopattı ama konumuz şuan o değil! “Ee… Bu benim rüyam olduğuna göre,” Ev sahibi olduğumu belli etmeliydim, değil mi? “artık prenses diyarıma gidip evlenebiliriz. Daha fazla rüya görmek istemiyorum.” Hayır, prenses diyarında evlenmek gibi çocukça rüyalar görmüyordum. Sadece, karşıdaki adamı biraz yumuşatmak istiyordum ama belli ki, denediğim yol en berbatıydı. Çünkü adamın kaşları çatılmış, sinirle dişlerini gıcırdatmıştı. “Seni, küçük şımarık… Senin yüzünden böyleyim ben! Sen, rahat bir hayat sürerken, bak ben ne haldeyim! Ama sana yemin ederim ki, aynı şeyleri sende yaşayacaksın! Geçmişinde, geleceğinde bir lanet olarak hep orada olacağım! Şimdi tatlı rüyandan uyanabilirsin, küçük hanım. Ama çok yakında her şey çok farklı olacak!” İliklerime kadar hem donmuş, hem de adamın bana kızgın çehresiyle sesi yüzünden kendimi çok kötü hissetmiştim. Neyse ki, hemen ardından çığlık atmadan uyanabildim. Başıma bütün ev halkının toplanmasını hiç mi hiç istemiyordum. Bu neydi şimdi? Sanki biliyordum ama tanımlamak için yeterince iyi değildim. Ama adamın tehditleri beni çok korkutmuştu. Belki de, babama bahsetmeliydim ama onun düşünceli yüz ifadesini kaldıracak bir güç bulamıyordum kendimde. Birde kardeşimin alaycı yüzü… “Boş ver,” dedim kendi kendime. “Sadece bir kâbustu.” Ne yazık ki yanılıyordum…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Zeus
Göklerin Tanrısı | Admin
Göklerin Tanrısı | Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 30
Kayıt tarihi : 26/06/10

MesajKonu: Geri: Gabrielle*   Ptsi Haz. 28, 2010 9:55 pm

Okurken oldukca keyif aldim, kurgu guzel ama mukemmele gore az da olsa siradan. Renklendirmeler iyi, bu rol oyununun en iyi puanlardan birini hakettigine inaniyorum. 100. Tebrikler, aramiza hosgeldin!

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://camphalfblood.yetkinforum.com
 
Gabrielle*
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Camp Half-Blood Rpg :: Rp Out :: Rp Seviyeleri :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: