Camp Half-Blood Rpg

Tanrılar ve onların çocuklarının macerasına siz de katılın!
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Tanrı Misafiri

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Hermes
Haberci Tanrı
Haberci Tanrı
avatar

Mesaj Sayısı : 56
Kayıt tarihi : 29/06/10
Nerden : Maia'nın karnından.

MesajKonu: Tanrı Misafiri   Ptsi Tem. 19, 2010 8:23 pm

Kirli ve pis sokaklardan adımını içeri, halı kaplı zemine atttığında tabanlarını sürtüp içeri geçti. Mekan daha aydınlık olduğu için sadece bir kaç turistin ilgisini çekmiş, huzur evinden kaçmış büyükannelerin gözleri dikilmişti sloth makinalarına. Hermes'in gülümsedi yaşlı kadına, kadın izlendiğini farkedip huysuzca ona baktığında. Asıl amacı bu değildi elbette ama kadının yanına yaklaşıp elini makineya koyarak eğildi."Nasıl gidiyor tatlım, şanslı mısın bari?" Kadın omzunun üstünden eğilip alete bakan bu genç delikanlı görünümündeki tanrıya kısaca ir bakış atıp kola uzanırken. "Hayır evladım,değilim. Ama şansım açılacak." Hermes içten ve samimi görünen gülümsemesiyle dönen ve göze bulanık gözüken resimlere bakarak kafa salladı. "Eminim, eminim..." Gitmeden önce elini makineden kaldırdı ve yürümeye devam etti. Arkasında yerine oturan çarkların ve kadının çığlığının sesini duydu. Dökülen bozuk paraların kucaklayamayacağı kadar fazla olduğunu biliyordu. Kadın kazanmış da olsa Hermes onun için sevinemiyordu ne yazık ki. Kadın şimdi kazanmanın mutluluğuyla sarhoş olacak bütün parasını yeniden, daha fazla kazanmak için o aptal alete yatıracaktı. Hiçbiri bu şeylerin önceden kurulu olduğunu farkedemiyordu. İnsana aşıladıkları o umut hastalıklı ve tüketiciydi. Yine de Hermes, tüm kötücül, dışlanmış bu kullarını seviyordu. Tanrısız olmalarındansa Hermes'in olmaları iyiydi. Tabii bu durumda Hermes'in tanrılık mekamındaki yeri çöp temizleyicisi gibi görünüyordu ama kurnaz tanrı bunun onu küçümsemelerini sağlama hatasına düşüreceğini bildiğinden ses çıkarmıyor, sadece onların bilmediği bir şeyi bildiğini ima eden gülümsemesini takınıyordu. Kumarhanenin içinde hoyratça gezerken bulmayı beklediği şeyi arıyordu gözleri. İnsan gibi takılmanın eğlencesine varan yaramaz benliği göz gezdirdiği alandaki çarpıcı kadına takılınca gülümsemesi genişledi. Elleri cebinde, tipik Hermes laubaliliği ile yaklaştı kadına arkasından. "Söylemem gerek, cidden hoş bir atmosfer yaratmışsın küçük hanım. Ambiyans falan, çarpıcı yani." Kadının mekandaki sorumlu olduğunu nasıl anladığını bir ölümlü beynine yedirmek zordu bu yüzden 'ilahi kudret' oalrak adlandırmayı sevdiği şeyi sorumlu tuttu. Ama beklediği bu değildi, daha çok italyan tipli, göbekli ve işgüzar birini bekliyordu. Onun yerine ince belli, uzun boyunlu oldukça çekici bir kadına denk gelmişti. Kendisine inananların arasından böylelerin çıkması sahil taşlarının arasından pırlanta bulmak gibiydi. Ve Hermes evcil hayvan olarak adlandırdığı insanoğlunun arasından bu ganimeti bulduğu için memnun olduğunu inkar edemezdi. Bir süre kadını süzdükten sonra etrafında döndü ve elini oyun oynanan büyük masalardan birinde tangırdatıp masaya yaslandı. "İyi geliri var mı bari?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.theoi.com/Olympios/Hermes.html
Jade Wester
Dükkan Sahibi
Dükkan Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 10
Kayıt tarihi : 02/07/10
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Tanrı Misafiri   Ptsi Tem. 19, 2010 9:11 pm



Her zamanki kendimden emin gülümsememi takınıp zengin konukların rahatlıkla paralarını savurmaları için onları kibarca telkin etmeye başladım masalar arasında dolaşarak. Buranın sahibi gibi davrandığımı çok söyleyemem. Zaten bir kumarhane denildiğinde insanın aklına genelde bıyıklı, şişko ve rahatsız edici gülümsemelerin sahibi birini beklerdi karşısında. İnkar edemem. Benim de aklıma ilk önce öyleleri denk geliyor ve sanırım öyle birilerini yenip buralara kadar yükselmemden kaynaklanıyor o da… Mavi elbisemin sırt dekoltesini önemsemeden adımlıyordum. Benim evim gibi bir yerde bana zarar gelmezdi nasıl olsa ve insanları evimde rahat ettirmem için biraz da güzel görünmem şarttı. Bazen burada sürtükleri barındırmadığım için bazı müşterilerim şikâyet ediyordu gerçi ama kendi sürtüklerini getirebileceklerini de söylüyordum rahatça. Bir kadın olarak burada bir sürtük çalıştırmam beni de aşağılardı. İşimi profesyonelce ve mantıklı yollarla yaptığımı düşünüyorum bu yüzden.

Poker masasından sigara ve içki kokuları yükselirken pulların sesleri de geliyordu kulağıma. Masaya doğru yaklaşıp müşterilere gülümsedim rahat bir ifadeyle. “İyi oyunlar” dedim gülümseyerek. “Bayan Wester, günümüzü aydınlattınız.” Kur yapmaya çalışan göbekli adamın iltifatına gülümseyerek cevap verdim. Bunlardan etkilenecek kadar bilge biri görüyordum kendimi. Masadakiler tarafından konuşulmaya başlanılan güzelliğim ve yöneticiliğim hakkında verilen övgülere gülümseyerek karşılık verdim yine. Ne demeliyim, teşekkür ederim mi? Her seferinde aynı konular. Zaten yeterince iyi rol yapıp gülümsememle teşekkür edebildiğimi sanıyorum. “Bu kadar parayla bu kumarhaneyi tek başınıza nasıl çekip çevirebildiğinize hayret ediyorum Bayan Wester… Evlenmeyi düşünmüyor musunuz?” Bende bu sözleri sürekli duyduğuma hayret ediyorum her seferinde. Tek başıma burayı ve parayı idare etmek sürekli yaptığım iş olduğundan herhalde, kolay geliyor bana. Evlenmeyi de elbette düşünmüyorum. Yoksa duygularımla burayı ele geçirmeye çalışan sevgililer filan… Kimseye güvenemiyorum. “İşimi seviyorum Bayım, evliliği de düşünmüyorum… İyi oyunlar dilerim.” Masadan uzaklaştım sinirlendiğimi belli bile etmeyen gülümsememle birlikte.

Başka bir masaya giderken, karşıma daha önce hiç görmediğim biri çıka geldi. Bana küçük hanım diyerek hitap ediyordu ama görünüş olarak benden çok da büyük biri sayılmazdı. Yüzümdeki gülümseme bozulmadı. Yine de buranın sahibi olduğumu anlaması benim gibi birinin gözünden kaçmamıştı. Bu ilk defa oluyordu hatta. “Teşekkür ederim” dedim saygımdan da taviz vermeyerek. Etrafımda döndü ve bakışlarını üzerimde hissettim. Garip bir şekilde itiraz etmedim ya da rahatsız olmadım onun bakışlarından. Masaya yaslanmasını izledim ve sorduğu soruyla kendime geldim. Tipik gülümsememin içindeki halimden memnun ifade de yüzüme yerleşti. “Bu insanlar için, bilemiyorum ama benim için evet, elbette.” Gözlerimi cesaretle gözlerinden ayırmadım. Büyüleyici gözleri olduğunu itiraf etmeliyim ve karizmatik yüz hatları da vardı laubali duruşuna rağmen. Laubalilik ona yakışıyordu bile diyebilirim. Tarifi olmayan bir çekiciliği vardı çünkü benim için. Sanırım bu gökten düşme sorulara böyle tepki vermemin nedeni bu. “Sizi daha önce gördüğümü sanmıyorum… Sakıncası yoksa kim olduğunuzu öğrenebilir miyim?” dedim elimdeki viski bardağına diğer elimle destek olup hafifçe çevirerek. Kibarlık, yönetici olarak gerekli bir şeydi. Oysa ara sıra küfür dolu sözcüklerin sarf edildiği bu kumarhanede her an böylesine kibar olamıyordum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Hermes
Haberci Tanrı
Haberci Tanrı
avatar

Mesaj Sayısı : 56
Kayıt tarihi : 29/06/10
Nerden : Maia'nın karnından.

MesajKonu: Geri: Tanrı Misafiri   Ptsi Tem. 19, 2010 10:25 pm

Kadının resmi ve saygılı kelimelerini dinlerken tırnağının arasına kaçmış şeyee baktı Hermes. Bu muhtemelen hürmetsizlik gösteren bir dilenciden kalan son parçalardı. "Ben George Baker. Vergi müfettişiyim." dedi Hermes, ciddiyetle doğrulup ceketinin önünü iliklerken. İki saniye sonra gülmeye başladı. Gülerken karnını tutuyor, bir yandan da az önce iliklediği ceketin önünü açıyordu. Gülerken gözlerinden yaş geldi, kumarhanenin fonunda çalan müzik takılıp o tek cümleyi tekrarlayıp durdu. "Funny, how you turned red." Şarkı güzel bir şarkı olmasına rağmen bir süre sonra uyuz bir tekerrüre dönüşmüştü. Hermes gülmeyi kesip Jade'e baktı. "Dalga geçiyorum seninle, vergi müfettişi olacak kadar böcek beyinli değilim." Yaslandığı masadan elini çekip parmağını çıklattığında boş masadaki kağıt desteleri kanatlanan güvercinler gibi havalanıp kendi dallarına ayrıldı. Hermes asların bir yere papazların başka yere ayrılmasını izlerken gülümsedi, yürümeye çalışan çocuğuna bakan baba misali. Sonra yeniden Jade'in bir çift yakutu andıran gözlerine döndü. "Ben Hermes. Hırsızların, dolandırıcıların, tüccarların koruyucusu Zeus'un oğlu haberci tanrıyım. Ve buraya favori mekanımı yöneten favori işletmecimi ödüllendirmeye geldim." Neyse ki huysuz tanrılar bu gün ona bir günlük izin hakkı vermişti. Aslında onu da vermeyeceklerdi ama Hermes gözü gibi baktığı liri ortaya koyunca işler değişmişti. "Burayı cidden sen mi işletiyorsun? Neden acaba, babandan mı miras kaldı?" Hermes bu genç kadından etkilense de olayın bir iç yüzü olduğundan şüphelenmeye başlamıştı. Belki de kendini kandırmanın bir yolunu bulmuştu bu kadın, gerçek yöneticisini aldatmış ve bu konumda gibi göstermişti kendini. Öyleyse de sinsiliği gerekçesiyle tebrik ederdi onu, ne de olsa sinsiliği baş tacı yapan bir tanrıydı. Genç kadının elini tuttu ve küçük bir buse kondurdu en çarpıcı gülümsemelerinden birini takınıp.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.theoi.com/Olympios/Hermes.html
Jade Wester
Dükkan Sahibi
Dükkan Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 10
Kayıt tarihi : 02/07/10
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Tanrı Misafiri   Salı Tem. 20, 2010 12:26 am



Onun söylediklerini sakinlikle karşılıyordum. Sabırsızlığımın bir kısmını almış olmamdan dolayı sabretmeyi ve açık vermemeyi de çok iyi biliyordum sanırım ama bunların gerçek olduğuna eminim. Gülmeye başladığında yüzümde sahici ve büyük bir gülümseme yerleşti. Onun gülmesini izliyordum sakin bir şekilde. Vergi müfettişi olmadığını anlayabilmiştim… Ne olduğunu düşünürken beni daha fazla bekletmedi. Parmaklarını şıklatıp iskambil kağıtlarının havada süzülüşünü hayranlıkla karışık bir memnuniyetle. Demek Tanrı’lar bu mütevazi evimi ziyarete geliyordu ha! Bu benim için büyük bir onurdu. Kendisini tanıtırken duyduğum bu onuru gözlerimden görebiliyor muydu acaba? Ben, sıradan bir ölümlüydüm ve ölümsüz güç buraya mı gelmişti? Beni ödüllendirmek için? Olanların etkisindeyken hala bana sorduğu soruyla gülümseyip başımı hafifçe yana eğdim. Geçmişimi bir Tanrıdan saklamanın ne yararı vardı ki? Yüzündeki gülümsemeyle elimi dudaklarına dokundurduğunda içimdeki arzunun fısıltısını da duydum sanki. Hermes, başından beri sığındığım tanrımdı ve şimdi… İnanılması güçtü ama gerçek olduğuna emindim.

“Babamı ve annemi tanımadım” dedim gülümseyerek. Tanımak ister miydim emin değilim ama kimden olduğumu bilmek en azından huzur verici olabilirdi. Elimle hafifçe yolu göstererek yürümeyi teklif ettim Hermes’e. Teklifimi geri çevirmeyip adımlamaya başladığımızda anlatmaya başladım sakin ve yine kendimden emin bir şekilde. “Tüccarlık yapan bir aileye üvey evlat olarak büyüdüm… Ağabeylerimden daha zeki olduğumu düşünüyorum.” O zamanları hatırlayınca yüzümde daha farklı bir gülümseme oluştu. Çocukluğumda onların eziyetlerine katlanmakla geçirmiştim ama daha sonra işler değişmişti. Cepçilik yaptım ve hırsızlık olaylarının yayıldığını fark eden kişiler beni değil, üvey ağabeylerimi suçlamışlardı. Bu hep böyle oldu. Büyümeye başlayınca eziyetleri daha farklı bir hal almaya başlıyordu çünkü… Dokunmaya çalışmak gibi. Buna katlanamazdım.

“Üvey babamdan, işletmecilik hakkında çok şey öğrendim. İyi bir yalancı ve dolandırıcı olduğunu söyleyemem ama.” Hafifçe güldüm. Onun işlerine yardım etmeye başlayacak kadar büyüdüğümde, onun yararına çalışırken beni kandırmaya çalıştığını fark ettiğimde işlerini bir daha çıkamamak üzere batırmıştım. İntikam ilgilendiğim bir iş sayılmaz pek, ama onlarla olsaydım ben de eninde sonunda batardım. “Bir sebepten hepsini dolandırmak zorunda kaldım. Üvey babam öldü, üvey ağabeylerim ise hapislere filan düştüler.” Kumarhaneme tekrar baktım gururla. Burayı hak etmiştim. “Hırsızlık yaptım, kumar oynamaya başladım…” Makinelerin yanından geçtik ve boş blackjack masalarını da geride bıraktık. Kumarhanenin neredeyse tamamını dolaştıktan sonra merdivenleri tırmanmaya başladık yavaşça. Ofisimden, kumarhanenin görüntüsünü daha net görebilirdi. “Buraya sahip olmak için yaptığım şey en büyük işlerimden biriydi. O adam burayı hak etmiyordu ve sanırım bana karşı hislerinde hem nefret hem de sevgi gibi zıt hisler vardı en sonunda beni öldürecekti” gülümsemem yüzümde yayıldı. Zavallı şey! Bunu söylüyorum çünkü bana güvenmezdi. Nefreti ağır basıp beni öldüreceğini ya da bir sürtükmüşüm gibi harcayacağını biliyordum en sonunda. O yüzden, onu hem dolandırmam, hem soymam, hem de etkisiz hale gelmesini sağlamam lazımdı. Bunu da yaptım. Kendim için bu gerekliydi en azından.

Merdivenler sonlandığında geniş koridorda ilerledim ve bir kapıyı açtım ve içeriye davet ettim. İçeride neler olduğunun görülmediği camlarla kaplı bu oda, kumarhanenin tamamına hakimdi. Burada kimin ne oynadığını ya da kimin ne yaptığını görebiliyordum. Gururla baktım kumarhaneme ve Hermes’in gözlerine. “Sinsiceydi ama gerekliydi… Herkesin kendini düşündüğü bir dünyada yaşıyorum ve benim de kendimi düşünmem gerekiyordu bunları yaparken.” Gülümsedim ve kumarhanede bulunan kişilere baktım. Henüz gece olmamasından dolayı kalabalık değildi. Yaşlı bir kadının deli gibi oyun oynadığını görünce gülümsedim. O fişler kucağındaydı belki ama sokakta ona ekmek kazandırmazdı. Ancak bir süre bedava oyun oynamasına yarayabilirdi ve sonunda yine para harcamak zorunda kalırdı. Yanımda bir tanrı durduğu için heyecanlıydım ama karşısında saygılı duruyordum hala. Hermes’e dönüp ona doğru bir adım atım gözlerine bakarak ve gülümseyerek. “Kumarhanemi beğendiğinizi söylediniz, onur duydum.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Hermes
Haberci Tanrı
Haberci Tanrı
avatar

Mesaj Sayısı : 56
Kayıt tarihi : 29/06/10
Nerden : Maia'nın karnından.

MesajKonu: Geri: Tanrı Misafiri   Salı Tem. 20, 2010 8:28 pm

Jade'in konuşmasından hayatını anlatmaya başlayacağını anlayan Hermes ilgiyle izledi kadını. Tanrılar için bir insanınn yaşayış ve ölümü küçük bir kelebeğin bir günlük ömrüne bedeldi, onlar kendileri için o kadar çabuk ölür ve yeniden başlardı ki hayata Tanrıların gözündeki ömürleri söndürülen bir mum gibi çabuk gerçekleşmiş gibi gelirdi. İşte tanrıların tüm egolarını plastik bir balon gibi şişiren de buydu, o kalıcılık hissi. İnsanlar parmak şıklatması kadar çabuk yok olurken tanrılar ebediydi. Yol gösterici elin buyruğuyla insani kaslarını çalıştırdı ve yanında yürümeye başladı. Gözleri çevrede olabilirdi ama kulağı ve ilgisi Jade'le beraberdi. Apollo'nun şarkılarını bestelediği bu insanların neler yaşadıklarına karşı hep ilgili olmuştu. Tüccar üvey ailesini duyduğunda çenesinin altında biten yaban otları gibi olan sakalını sıvazladı. Tüccarları severdi, sinsi ve işgüzar oluyorlardı. Hızlı düşünme becerileri zekalarına işaretti ve kimileri, yetenekli olanlar yani, olayı öyle bir duruma getirebiliyordu ki alıcı kendini zeki sanarken kazıklanan taraf oluyordu. Tüccarlara yakın hissediyordu kendini çünkü muhtemelen bir ölümlü olarak doğsaydı işgüzar, köftehor bir tüccar olurdu. Kadının ayak izlerini takip ediyordu Hermes. Onlar göremese de herkes, ayakları üzerinde hareket ettiği sürece ayak izleri bırakırdı, en azından zaman dilimi üzerinde. Hermes genç kadını dinlerken yanlarından geçtikleri kumar masasındaki adamın kolundan çıkan ası gördü ve sırıttı. Tek bakışı şişko herifin kollarından onlarca deste kağıt fışkırmasına sebep olmuştu. Şaşkın suratına inen kandırılmış bir oyuncunun yumruğuna kendi kendine güldü. Hainleri seviyordu ve ihanetten nefret ediyordu ama bu arada hain tanımına soktuğu hilecileri açığa çıkarmaktan hoşlanmadığı anlamına gelmiyordu. Kandırıldığını anlayan saf oyuncuların yüzlerindeki hezeyan ifadesi pahabiçilemezdi. Jade'e döndüğünde kız hapse düşürdüğü abilerinden söz ediyordu. Başından beri söylediklerini dinlemişti ve bir sınava tabii tutsa bile sınavı geçerdi. Yol boyunca yaptığı diğer şeylerse sadece egosunu tatmin etmek içindi. Sükunet içinde hayat hikayesini dinlerken merdivenleri tırmandı. Jade'in hikayesi Hermes için çok etkileyiciydi, koruması altına aldığı her şey güzel bir bedende vücut bulmuştu. Zekası muhtemelen tartışılmazdı ve kumarda da iyi olduğuna şüphe yoktu. Üstelik dişi bir oyuncu olduğu için çok hafife alınıyor olmalıydı. Hermes gülümsediğini farketti istemsizce. Bu ölümlüden etkilenmediğini söylese Zeus'un şimşeklerince çarpılırdı. Tüm kumarhaneye bakmak için cama yaklaşırken hala hoyrat bir duruş sergiliyordu. Oradaki o küçük insanları izlerken bir an kendini babası Zeus gibi hissetti. Aşağıdakilerin hepsi kendi halkıydı, kendi müritleri, habersizce de olsa kendi köleleriydi. Sahip olduğu gücün hatırlatması memnun etti onu. “Kumarhanemi beğendiğinizi söylediniz, onur duydum.” Yüzüne bakan Jade'in o iki saniye içinde sergilediği her mimiği izleyip gülümsedi. "Beğendiğim tek şey kumarhane olmadı." Gülümsemesi anlamlı bir hal alırken Jade'in uzaklaşmamış olmasını fırsat bilerek yüzüne yaklaştı ve dudaklarına dokundu kendi dudaklarıyla. Elleri omuzlarına dökülen saçların arkasından yumuşak boynunu buldu. Tanrı favorisine daha da yaklaşırken hayati olmayan nefesini tuttu ve zevke bıraktı kendini.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.theoi.com/Olympios/Hermes.html
 
Tanrı Misafiri
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Camp Half-Blood Rpg :: Kamp Dışı :: Las Vegas :: Lotus Kumarhanesi-
Buraya geçin: