Camp Half-Blood Rpg

Tanrılar ve onların çocuklarının macerasına siz de katılın!
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İflasın Eşiğinde

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Luce Farreline
Dionysos'un Çocuğu
Dionysos'un Çocuğu
avatar

Mesaj Sayısı : 42
Kayıt tarihi : 30/06/10

MesajKonu: İflasın Eşiğinde   C.tesi Tem. 17, 2010 4:14 am

x
İflasın Eşiğinde.
Luce Lotus kumarhanesinin ününü duyduğunda kendini orada bulur ve insanların ruhlarını kaybettiği bu yerde özgüveninin tavan yapması sonucu bir oyuna katılmaya karar verir. 'Yirmi bir' masasına güzel bir kadını alt etmek için katılır. Bilmediği şey ise hafife aldığı güzel kadının kumarhanenin sahibi olduğudur.

----


Ambiyans pek farklı sayılmaz, normal bir kumarhaneden farklı sayılmaz yani bence. Eminim kumar bağımlıları burayı benden daha iyi tasvir eder. Fark eder mi, slot makinelerinin sesinin çınladığı sofistike yerlerden biri. Yine de farksız, çalınmış insan ruhu ve sefalet kokuyor.
Niye buradayım soruma tek bir cevabım var, merak. Buraya nasıl geldiğim önemli değil ama kolay olmadı. Yine de ayaklarım lotus mülkünün üzerinde, terli lotus müşterilerinin kokusu ciğerlerimde. Buradayım değil mi, önemli olan bu. Gerisini umursamamak en iyisi. Hırsın pençelerinde buradaki kimsenin olmadığı kadar ayığım. Kimse kendilerini çürütüp bitiren bu yerin kalbindeki şeyi görmüyor. Para ve acımasızlık, işte kilit nokta bu. Aslında biraz daha şu mali işleri umursayan biri olsam burada çalışabilirdim bile. Ama sarhoş olamadıkça her şey anlamsız geliyor. Acaba nasıl bir şey çakırkeyif olmak? İnsanlar keyiflendiğine göre iyi olsa gerek. Asla bilemeyeceğim, ne yazık. Mataramı dudaklarıma götürüp bir yudum daha aldım iç sesimin söylediklerini kanıtlarcasına. İnsanların arasından geçip hareketin eksilmediği masalara doğru yürüdüm. Pullar dağıtılıyor, kalın eller üzerine kapanıyor, kâğıtlar gizli bilgi sahibi ajanların elindeymişçesine özenle korunuyordu. Dudaklarımın bükülmesine sebep olan gülümsemeyi bastıramadım. İradeli olduğumu savunuyordum değil mi? Öyleyse neden onlara katılma isteğim de gülümsemem gibi galip geliyordu bana karşı? Hayır, insan tarafım baskın burada, o ve onun zaafları. Ayaklarım laf dinlemeden kendi emirlerini verdi ve yirmi bir oynanan masalardan birinde buldum kendimi. Masada üç kişi var, bir de kartları dağıtan adam işte. Adını unuttum ama umursamadım, kâğıt dağıtan adam işte o. Tam karşımda yapılı saçlara ve cezp edici kırmızılıkta dudaklara sahip genç bir bayan var. Gülümsedim, aslında daha çok rekabet barındıran bir kas spazmı gibiydi. Onun yanında alnındaki teri silen iri cüsseli kel biri var. Anlaşılan uzun süredir oyunda, gömleğinin üst iki düğmesi çözülmüş durmadan bağlanmamış kravatını gevşetiyor nafile yere. Nefes darlığı çektiği düzensiz inip kalkan göğsünden belli. Kadının diğer yanında oturan Hawaii gömlekli adam ise cılız ve temkinli bir edayla süzüyor simaları. Elimi yumruk yapıp kapı çalar gibi masaya vurdum, oyuna girdiğime işaret olarak. Taburenin üzerinde kendimi masaya çevirip kağıt dağıtan adama koyu bakışlarımla cevap verdim. Dingin görünüyordu, acaba bu dinginliğini çekip onu telaşlandırmak oyunu kazanmamı sağlar mıydı? Belki de onu şu kendinden emin bakışlı kadına yapmalıydım. Kağıtlar geldiğinde oyuna konsantre oldum. Kartlar dağıtılmaya devam etti dönüp duran akreple beraber. Kağıtlar masaya yatırıldı, pullar sürüklendi yeni kartlar geldi, blöfler yapıldıi itiraz haykırışları duyuldu. Oyun saatler sürdü belki de, bilmiyorum. Pullarım azalıp çoğalırken zaman kavramını yitirmiştim. Oyunun ortasında şişman adam yumruğunu masaya vurup gitti, kim bilir o zaman saat kaçtı. Oyun devam etti, adam kağıtları dağıttı, İspanyol işi ince bıyığını burdu, kadın kahkahalarla güldü, ben gömlek yakalarımı çözdüm. Onu hafife almıştım ve şimdi bedelini ödüyordum. Hırsın pençesinde olduğunu söylediğim insanların yerindeydim, tırnaklarını batırıyordu o pençenin sahibi. Her oyunda daha derine, daha derine... Ama devam ediyordum, bırakamıyordum. Bırakamazdım, kazanma ihtimalim hala varken hayır. Her şeyimi kaybettiğimde hala bu haldeydim, kazanma umuduyla dolu. "Bekle, bitemez!" diye haykırdım pullarımın hepsine sahip olan kadına. Hawaii gömlekli adam mağlubiyete karşı durgun ama sakindi. Her şeyini bırakıp giderken kağıt dağıtan adam masayı kapatmaya hazırlanıyordu. Bitemezdi, bitmeyecekti. Kadının elini yakaladım. "Dinle, hala karşılığında oynayabilecek bir şeyim var." diye fısıldadım aceleyle. Elini daha sıkı yakalayıp konsantre oldum ve yakaladığım duygunun içime akmasına izin verdim. Huzursuzluğu bana geçerken kulağında çağlayan şelaleler falan duyuyor olmalıydı, en azından birinin huzurunu çekerken bana bu oluyordu. Gözlerimi açtığımda histerik bir şekilde titrediğimi fark ettim. Bazı kaslarım kontrolsüzce seğiriyordu. Bu uzun sürmeyecekti çünkü hepsini tam anlamıyla çektiğimi söyleyemem. Kurumuş damağımdan kurtulmak için yutkundum. "Devam ediyor muyuz?" dedim beklentili bir sesle. Kendi sonumu hazırlıyordum, ne ironik.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jade Wester
Dükkan Sahibi
Dükkan Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 10
Kayıt tarihi : 02/07/10
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: İflasın Eşiğinde   Paz Tem. 18, 2010 3:03 am

Her gün görüyordum çaresizliği, umudu ve batıp çıkan insanları… Benim için her biri velinimetti, ne yalan söyleyebilirim? Her birini, benim kumarhanemi zenginleştirdiği için sevebiliyordum ben. Yaptığım iş zor. Sarhoş olup duvardan duvara olan halıların üzerine kusanlar, fişleri yanlışlıkla yutan aptallar da gördüm. Yine de yaptığım işi seviyorum. Bir kumarhane tam olarak yansıtmıyorsa hayatın kendisini, başka neresi yansıtabilirdi ki? Üzerimdeki siyah elbisemle poker masalarını geçmiş, basit bir Blackjack masasına oturmuştum. Ellerimle saçlarımı hafifçe hareketlendirdikten sonra masada oturanlara hafifçe gülümseyerek ben de masaya oturdum. “Krupiye, adın Steve’di değil mi tatlım? Dağıt bakalım…” dedim çocuğa hitaben. Blackjack oldukça basit ve eğlenceli bir oyundu. İyi stratejiler üretmek şarttı gerçi ama eğlenceli olduğu belliydi. İspanyol tarzı blackjack oynarken ben oldukça keyifliydim. Kendi paramı sürmüştüm ortaya ve kaybetsem bile kazananlardan olabileceğimi biliyordum. En azından kumarhaneme karşı sorumluluğum var öyle değil mi? Dudaklarımdaki ruj, viski bardağında iz bırakmıştı ve benim yüzümde artık keyifli gülümsemeden eser yoktu. Ne olursa olsun, bir kumarhanede eğer oynayan taraftaysan mimiklerini sakınman gerekirdi. Las Vegas’da İspanyol tarzı Blackjack oynamak bir numara gibi gelebilirdi ama ah, hayır. Kruptiye en başından bu şişko adamla cılız adamı uyarmış olmalıydı… Üstelik bu onların casinoya karşı şanslarını arttırırdı. Eğer o şansı kullanmayı biliyorlarsa tabi…

Oyunda amaç 21 sayısını geçmemekti işte. İspanyol tarzı oynadığımız bu oyunda 8 destelik kartlarda 10’luklar çıkarılmıştı. Pullarımı aldığımda önüme çektim kendimden emin bir edayla. Oynamaya başladığımızdan beri terleyip duran şişko adama ve temkinli hareket ederek iyice mimiklerini belli eden adamı izliyordum. Basit bir avdı. Eh, bana da kazanmak kalırdı kısaca. Tam karşıma geçen çocuğu fark ettiğimde yüzümde bir gülümseme oluştu. Hırsını gözlerinden görebiliyordum. Bu gülümsememi görmemişti ve bana bakan Steve’e kimseye belli etmeden başımla onay verdim. Onun da önüne kartlar sürüldü ve ona da pullar verildi. Şu şişko adamla cılız herifin basit oyuncular olduğunu anlamıştım da, bu çocuk daha fazla ilgimi çekmişti. İspanyol tarzı oynadığımızı biliyor muydu acaba? Ah, kim uyaracak ki ? Madem sonradan geldi, kendisi sorsaydı… Kendimden emin bir ifadeyle çocuğu süzdüm. Oyuna başladığı anda oyuna konsantre olmuştu ve bu hali de ilgimi çekmişti. Kim bilir kaç yaşındaydı bu delikanlı? “Hep kazanan olamazsınız ya bayım” dedim kadınsılığımı kullanarak şişko adama kahkaha attım. Bu acemiler sanırım keyfimi yerine getiriyordu. Biri açık diğeri kapalı olan kartıma baktığımda üç pulu ileriye sürdüm. Oyun ilerliyordu ve benim viski bardağım boştu artık. İnce sigaramı dudaklarım arasına götürdüğümde Steve saygıyla sigaramı yaktı ve kağıtlar tekrar dağıtılmaya başladı. Bir kazanıp kaybetmeler, itirazlarla ilerleyen oyunlara alışıktım ve açıkçası ben bu oyunlarda ağzımı açıp tek kelime etmezdim. Kahkahalarım ve moral bozacak konuşmalar dışında tabii…

Şişko adamdan kurtulduğumuzda sigaramın dumanını onun arkasından saldım veda eder gibi. İspanyol bıyığını burduğunda kahkaha attım. Kazanan ben olunca işin eğlenceli olduğunu söyleyebilirim. Yaptığım işi tekrar takdire değer bir hazla izlemeye başladım. Oynadığım her oyunda artık kaybetmeyeceğimi düşünüyordum. Sigaram bittiğinde söndürdüm ve devam ettim oyuna hafifçe gülümseyerek. Ellerimin güzel geliyor olmasındandı bu gülüşüm sadece. Kendimden emin durduğum için bozuyordum bütün kuralları. Blöfler yapılırken tahmin yürütmek zor değildi. İnsanları kumar masalarında daha iyi tanırsınız. Verdiği tepkileriyle, oynadıkları kartlar ve imkanlarına rağmen size sunduklarıyla. Evet… Uzun ve güzeldi. Oyun bitmişti ki bunu cılız adam gayet metanetli bir şekilde karşıladığı için saygı duymuştum. Krupiye de yorulmuştu ve masayı kapatmaya hazırlanıyordu. Saat kaç olmuştu yahu? Genç adamın haykırışıyla bakışlarım ona döndü. Kazandığım pulları ne yapacaktım bir düşüneyim. Sanırım yeni elbiseler diktirecek ya da makyaj malzemeleri alacaktım. Ya da benim kumarhaneye yatıracak, daha güzel bir ortam yaratıp milletin paralarını savurmasını izleyecektim. Hawaii gömlekli cılız adam masayı sakin bir şekilde terk ederken içinde büyük bir sıkıntı olduğunu hissedebiliyordum. Şimdi bir tek genç adam vardı… Ne yapmalıyım bilmiyorum? Bu güzel çocuğun hatırına en azından yemek parasını mı çıkartsam? Gülümsedim hafifçe gözlerimi ondan ayırmadan. Elimi yakaladığında şaşkın bir ifadeyle elimi hafifçe geriye çekmeye çalıştım. Sorun çıkmaz umarım. Ya da çıksın, galibiyet güzel bir şey… Hala oynayabilecek bir şeyleri olduğunu söylediğinde şaşkınlıkla yüzünü inceledim ama sanki yüreğimde yaz sıcağında esen serin bir meltemin rahatlığını hissetmiştim. Yüzümdeki gülümseme bir acımadan değil gerçek bir mutluluktan oluşmuştu artık. Bu çocuk bana her ne yaptıysa, büyük bir huzur ve mutluluk verdiği kesindi. Benim bu mutluluğuma ve huzuruma karşılık gözlerini açtı ama titriyor, kasları seğiriyordu. Bu neyse ki fazla uzun sürmedi yoksa onu bir hastaneye götürmek zorunda kalmak gerçek bir eziyet olabilirdi onun için. Tekrar oynayıp oynamayacağımızı söylediğinde gülümsedim.

“Gerçekten, bunu istediğine emin misin?” dedim. Onu düşündüğüm için soruyordum yoksa bana ne ki? Tanrılar aşkına, iyiliğini düşünüyordum ama hırs onu ele geçirmişti sanırım. “Mutsuzsun ama devam etmeyerek sanırım seni daha fazla mutsuz edeceğim, öyle mi?” Kırmızı dudaklarımı büzerek düşündükten sonra saçlarını okşadım hafifçe. “Pekala, devam ediyoruz. Krupiye, masayı kapatma. Oyun devam edecek anlaşılan…” dedim gülümseyerek. Önüne oyun gereği on tane 15’lik pul koydum. Bakalım gerçekten kazanmaya başlayacak mı yoksa tekrar kaybedip akıllanacak mı?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Luce Farreline
Dionysos'un Çocuğu
Dionysos'un Çocuğu
avatar

Mesaj Sayısı : 42
Kayıt tarihi : 30/06/10

MesajKonu: Geri: İflasın Eşiğinde   Paz Tem. 18, 2010 7:09 pm

Biliyorum saçma bir hareketti. Bu şey beni tüketmeye, içten içe ele geçirmeye devam edecekti. Ama bırakırsam vicdanım geri kalan ömrüm boyunca bana bu anı hatırlatacak, galibiyete ne kadar elverişli olduğumu hatırlatacaktı. Buna izin veremezdim, gerekirse geçici mutsuzluğumu oyuna sürer, yeteneğime karşılık oynardım. Bence bu karşımdakileri spor arabalardan ya da ev kontratlarından daha da cezbedebilecek bir öneriydi. Hayatlarında para da lüks de vardı ama bedenlerinde kir gibi biriken mutsuzluktan arınmak pahabiçilemez olmalıydı. Bunu düşünürken bile kaybedeceğimi biliyordum aslında. En başından beri merakım beni buraya sürüklediğinde kulağıma kaybedeceğimi fısıldıyordu. Şimdi bile pulları kabul edip kart seslerini dinlerken kaybedeceğimi biliyordum. Diğer sefillerden farksız sadece kaybetmek için oynuyordum. Nedensizce, sadece bırakmaya cesaretim olmadığı için. İnanılmaz bir yüküm altında ezildiğimi hissediyorum. Parmak uçlarımda bir yerden kayıyormuşum da tutunamıyormuşum gibi bir his vardı. Sanki taş uçuruma sürtünen parmaklarım avuç içlerime kadar yayılıyordu. Ellerimin titremesini en aza indirgemiştim, şimdi sadece gerginliğimin belirtisi bir kaç kasılma olarak görünüyordu. Saç diplerim terlemişti. Bulunduğum ortam her geçen saniyede daha da sıcaklaşıyor gibiydi. Kartları elime alıp hepsini görünür bir şekilde elimde tuttum. Şakaklarımı ovup göz ucuyla kadına baktım."Adınız nedir?" Ani sorumun bana düşünme süresi vereceğini umuyordum. Doğruyu söylemek gerekirse elimdeki kartlarla bir yere gidemezdim. Onun konuşmasını beklerken blöf amaçlı haddinden fazla pulu önüme sürdüm. Hepsini değil ama en azından yarısını. Damağımda patlamış doğalgazın bulunduğu odada fazla oturmuş birinin nefesine benzer bir tat vardı, metalik ve rahatsız edici. Olabildiğine sakin durmaya çabalıyordum ama içten tutuşmuş bir adam gibi koşturduğuma şüphem yoktu. Hala o huzursuzluğun kırıntılarını saklıyordum. Şimdi ilk girdiğimde umursamadığım ambiyas üzerime geliyordu. "Devam." dedim gözlerim masada gezerken. Kulaklarım çınlıyordu. Durmasını o kadar isterdim ki... Yeniden kaybettiğimi farketmek zor olmadı. Zaten acı gerçek dilimi yakıyordu. Alnımı dirseğimi masaya dayadığım elime yasladım ve soluklanmak için fırsat bildim bunu. İçimden bir ses Hawai gömlekli adam gibi sadece gitmem gerektiğini söylüyordu ama kadının gözlerindeki zafer parıltısı bunu yapmama izin vermiyordu. Ares çocukları gibi zafer saplantım hiç olmamıştı ama şimdi, bilemiyorum... Cebimden mataramı çıkarıp içtim, vay be tüm oyun boyunca bunu unutmuş olmam çok garipti. İki büyük yudumun ardından oturduğum taburede sırtımı dikleştirdim ve sakince mataramın kapağını kapatıp cebime geri koydum. "Yeni oyun." dedim boğuk bir sesle. Yine de yüzüme bir gülümseme oturdu. "Yine seni bana işkence etmeye ikna etmek için bir şeyler yapmama gerek var mı?" Evet, aynı acılı işkencelerin ardından hala hayatta kalmaya çalışan bir adam gibiydim ama kadının gözlerindeki o mutluluk ifadesine zincirlenmişken zaten kaçmam söz konusu bile değildi. Bir ayyaşın oğlu olabilirim ama aynı zamanda cesur bir kadının da oğluydum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jade Wester
Dükkan Sahibi
Dükkan Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 10
Kayıt tarihi : 02/07/10
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: İflasın Eşiğinde   Paz Tem. 18, 2010 9:52 pm



Çocuğun halini izlerken içimdeki tarif edilemez mutluluğun yanı sıra ona karşı duyduğum bir üzülme de vardı. Hırs, Tanrı’ların gönderdiği bir belaydı. Kumarhane gibi bir yerde ayarı bilinmesi gerekirdi. Bu tamamen onun isteğiydi. Blöf yapıyordu, adımı sorarak zaman kazanmaya çalışıyordu ama umutsuzdu o da. Bu kadar umutsuz olmasına rağmen neden hala bunu istiyordu anlam veremiyordum. Viski bardağımı dolduran bir çalışanıma hafifçe gülümsedim ve kağıtlarıma baktıktan sonra tekrar çocuğa baktım. “İsmim Jade Wester” dedim onun pullarına bakıp onun attığı değerden daha fazla pul sürerek. Sıcaktan terlediğini gördüğümde gülümsedim tekrar. En azından ders alacaktı öyle değil mi? Kaybediyordu ve hala yeni bir oyundan bahsediyordu öyle mi? Kırmızı dudaklarımla uyumlu kırmızı ojeli tırnaklarımı masaya rahat bir ifadeyle vurarak baktım. İşkenceden bahsettiğinde hafifçe güldüm ve bu umudu kırılmış, mutsuz genç adama baktım. Her halükarda ondan büyüktüm ve ders almasını istememin temel nedeni buydu. Ahmakça bir cesareti olabilirdi ama ne bu dünyada ne de başka dünyada mutsuz bir yaşamın işe yaramayacağını biliyordum. Bana mutluluk verebildiğine göre, mutsuzluk da verebilirdi gerçi bu yüzden de biraz dikkatli davranmalıydım. “Senin adın nedir peki?” dedim ona bakarak. Biraz zamana ihtiyacı vardı ve rahatlamasını ben de istiyordum. Yoksa kazanacağımı o da biliyordu ve bunun ne zevki vardı ki? İnsanın umduğunu bulamaması daha iyi gelirdi bir başkası tarafından, daha iyi ders verirdi. “Bak tatlım, bunu yapmak zorunda değilsin biliyorsun değil mi?” dedim ona bakarak. Garip bir şeydi insanlar ve böyle duyguları değiştirebilen biri için de yaşamak nasıldı bilemem tabi. Yine de kumar masası karşısındaki insanı öğrenmenin ne kadar büyük bir gereklilik olduğunu görürdü zaman ilerledikçe. Yoksa Tanrılar ulu, geri kalanlar lanet olası birer parça mı? Anne ve baba kavramını kaybetmiş biri olarak Tanrılara olan saygınlığım da işimin birer parçasıydı. Hayat bana saygı duymayı öğretmişti. Kendi kazancımı düşündüm ve kendimden daha emin olmaya çalıştım her zaman. Şimdi bu kumarhane benim ve ben de saygı değer biriydim kendime olan güvenimle.

Onu olduğum gibi incelediğimde başımı hafifçe yana eğdim ona bakmaya devam ederken. Ojeli tırnaklarımla işaret parmağımla dudaklarıma dokundum sakince. Kendisi istiyorsa kendisi bilir. “Devam ediyoruz” dedim sakin bir ifadeyle bakışlarımı karşımda oturan çocuktan ayırmadan. Hiç kimseye karşı koymazdım sonunu istedikleri için. Belki de koyardım ama benimle oynadığı için kendini şanslı da saymalıydı. Yoksa onu işe yaramaz biri olana kadar sömürüp dünyanın en mutlu aynı zamanda en acımasız insanı da olabilirlerdi. Herkes yeterince bencil değil mi zaten? Kendi hırsını tatmin etmeye çalışan bu gence engel olmamamın nedeni de bu. Kendim için bir şey yapıyor muyum? Sanırım kaybedecek bir şeyim yok. “Bu eli kaybedersen artık vazgeçmeni tavsiye ediyorum… Beni ikna etmekle bir şey kazanmayacaksın çünkü.” İçkimi dudaklarım arasına götürdüm rahat bir ifadeyle ve kağıtları önüme çekip bir kağıtlara bir de ona baktım normal bir ifadeyle.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Luce Farreline
Dionysos'un Çocuğu
Dionysos'un Çocuğu
avatar

Mesaj Sayısı : 42
Kayıt tarihi : 30/06/10

MesajKonu: Geri: İflasın Eşiğinde   Ptsi Tem. 19, 2010 12:01 am

"Luce." diye cevaplamıştım sorusunu. "Luce Farreline." Bir kumarbaza göre fazla cana yakın görünüyordu. Oyun esnasında laf sokmalar yoktu, ya da beni yeniden para tuzağına düşürmeye çalışmalar. Aslında beni oyundan uzaklaştırmaya çalışıyor bile diyebilirdim ama belki de ters psikoloji uyguluyordu. Aslında farketmezdi, bütün inatçılık benim içimde gelişiyordu. Belki de gözlerinde gördüğüm o zafer parıltısı bile yalandı. Hermes'in mabetinde yok oluyordum. Babama beni kurtarması için dua edebilirdim ama muhtemelen kendisi şişelerin dibini görmekle meşguldü. Belki Hermes'e kurtulmak için dua edebilirdim ama kesin benden çalacağı bir şey olurdu adi tanrının. Kendimle baş başaydım, kafamı sudan çıkarmalı ve nefes almalıydım. Ama bunun için önce kendimi yukarı itmem gerekiyordu ki bu çok zordu. "Biliyorum." dedim Jade'e. "Ama devam etmek istiyorum." Sesim kendimden emin çıkıyor olabilirdi ama kesinlikle değildim. Oyunda yalnış yaptığım bir şey olmalıydı, bu kadar kaybetmem elde değildi. Hele iyi bir oyuncu olduğum düşünüldüğünde. Ya rakibim çok dişliydi ya da bende bir şey vardı şu sıralar. Kartlar yeniden dağıtılırken pullarım biterse ne olacağını düşünüyordum. Sahip olduğum neredeyse hiçbir şey yoktu, sadece babamdan kalan gümüş mataram vardı. Muhtemelen onu oyuna sürecektim sırası gelince. Hayatımdaki en değerli şey o sayılırdı, hatta oydu bana kalırsa. Kartları açtığım anda geri kapatıp gözlerimi hayatımı zindan edecek bir şey görmüşçesine uzaklaştırdım. Bütün pulları ileri itip yeniden kart istedim. Bitmişti, bitmiştim. Blöf yapamayacak kadar kötü hissediyordum. Midem bulanıyordu, sarkastik kahkahaklar gibi geliyordu arkada çalan müzik. Çıkmayı düşünsem de bu pullar onundu yani blöften zarar olmazdı. Ama tekrar biçimli yüzüne baktığımda blöfümü yemeyeceğini anladım. Hatta orada gördüğüm bir şey beni oturduğum yerde geri çekilmeye zorladı. Nasıl gördüğümü bilmiyorum ama dudaklarımdan "Kimsin sen?" kelimeleri döküldüğünü duydum. Öylesine biri değildi, buna eminim. Daha da prestijliydi. Cevabı sorgulamaya zamanım olmadı çünkü kartlar açılmış pullarım uzaklaşmaya başlamıştı. Ellerimii alnıma dayayıp dönene başımı zaptetmeye çalıştım masaya bakarken. Şimdi ne olacaktı? Muhtemelen buradan çıktığımda hiçbir şeyim olmayacaktı. Hala kazanma şansım vardı, inanıyorum buna. Mataramı çıkarıp masaya koymak için kolumu uzattım ama o arada beni durduran bir şey oldu. "Bekle." dedim ama bunu ona mı kendime mi dedim bilmiyorum. Yavaşça matarayı yeniden cebime koydum ve ellerimi önümde birleştirip Jade'e yaklaştım. Harabe gibi olmama rağmen dışarıdan güçlü görünmem şaşılacak bir şeydi. Düşünceli bir edayla "Üzerine bahse gireceğim bir şey var ama kabul edersen. Etmezsen mataramı ortaya koyacağım, göründüğünden daha değerlidir. Olay şu, az önce yaptığım şey... Duyguları soğurabiliyorum. Daha doğrusu onları emebiliyorum sanırım, neyse. Kaybettiğim her oyunda senden istemediğin bir duygunu alabilirim. Kabul mü?" Gözlerimle sorarcasına yüzüne bakmaya devam ettim. Kesinlikle kaşınıyordum, kesinlikle! Acaba karşımdaki Hermes'in bir yanılsaması mıydı? Kim bilir lanet herif belki de bana oyun oynuyordu. Yine de farketmez, masadan galip ayrılmam şarttı aksi taktirde böyle giderse bunalıma girip kendimi vuracaktım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jade Wester
Dükkan Sahibi
Dükkan Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 10
Kayıt tarihi : 02/07/10
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: İflasın Eşiğinde   Ptsi Tem. 19, 2010 2:45 am



İnsan kendi sonunu hazırlamak istiyorsa, ona engel olamam ki! Luce, ah tatlım… Şu halinden kendisi de hoşnut değil ama hırs, onu ele geçirmiş. Hayatım boyunca itibar ve para aradım. Parayı bulduğumda mutlu olacağımı düşündüğümden ya da aptalca gücü hissedeceğimden değildi. Kendi kendimi idame ettirmem için bu şarttı. En yükseklerde gözüm vardı hep ama potansiyelim yeterli değildi belki daha ilerisini görmem için. Sabırla bekledim, kendimi geliştirdim. Ezildiğim zamanlar oldu benim de ve Luce’un benim kim olduğuma dair sorusuyla hafifçe gülümsedim. Ben ne bir tanrıça ne de tanrıların bir çocuğuydum. Ben sıradandım onların yanında. Basit biri. Dövüşçüler dövüşür, kumarbazlar oynar. Ben de bu hayatta kendime böyle bir yer bulmuştum işte. Kumarda para kazanmış, parayla bu kumarhaneyi kazanmıştım ve şimdi kumarhanemle, paramla, görünüşüm ve kendime duyduğum bu zamana kadar hiç değişmeyen güvenimle itibar kazanmıştım. Yine de sonsuz bir varlığım olmayacaktı, sonsuz bir itibarım olmayacaktı. Kumarhanenin en sevdiğim özelliği buydu. Hiçbir insan yenilmez değildi bu masalarda. Gerçek adalet veya sadece şans gelirdi bu masaya. Bu yüzden deneyimi ve parası fazla olanın bir değeri varsa, parası ve deneyimi az olanın da umudu vardı burada. Umut, iyi bir şeydir. Belki de en iyisidir… İnsanın en dipte bile nefes almasını sağlayan yegane şeydir umut. Ve biliyorum ki kendime engel olamayacağım. Hırsın eline geçen umudun her zaman boşa gitmeyeceğini biliyordum. Sadece kontrol etmeyi bilmesi gerekiyordu Luce’un bunları. Ellerini birleştirip bana doğru yaklaştığında anladım. Oyunun burada bitmesi gerekiyordu ama ısrar edeceğini tahmin ediyordum. Sözlerini bitirdiğinde ona baktım tatlılıkla. İçindeki mutsuzluğumu hissedebiliyordum ve kendi mutluluğuma da engel olamıyordum ki! Ona biraz daha yaklaşıp işaret parmaklarımı tekrar dudaklarıma değdirerek düşünmeye başladım. Tekrar ona döndüm. “Hırs tehlikeli bir şeydir Luce. Zaten yorgun görünüyorsun…” dedim ona bakarak. Israrcı olacağını sadece tahmin ettim. Gülümsedim sakince ona. Bir süre sessizce baktım. Krupiye, mekanın sahibi olmamdan dolayı sessizce ve sakin bir ifadeyle bekliyordu bizi. O da ağzını açıp tek kelime etmiyordu. Derin bir nefes alarak Luce’a bakmaya devam ettim. “Pekala, madem öyle istiyorsun Luce…” dedim. İnsan ne kadar küçüldüğünü görebilecek kadar büyük olmalıydı bazen. Ve ben buna izin veriyordum. Başka bir şey yapamazdım ki? Şu an kaybedecek bir şeyim yok ama onun en azından tatmin olması gerekiyor… Matarasını istemiyordum. O, onun için daha değerliydi sanırım. Eh, insanlar için değerli olan şeylerini almayı sevmiyordum. Para hariç tabi ki… Bir insanın en değerli eşyasını almak, onunla düşman olmakla eş değerdi. Elimi uzattım zarifçe “Sabırsızlığımın bir kısmını almanı istiyorum o zaman senden. Hepsini değil…” dedim. Sadece bir kısmını alması ikimiz için de en iyisiydi. Hangi duygumu yadsıyabilirdim ki başka? Hepsinin yerine göre yararları oluyordu ve ben de matarasını almak zorunda kalmamak için kendisine son bir şans veriyordum. Umarım, bu sefer kazanırdı kendisi için… Yoksa ısrarlarını reddetmek zorunda kalırım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Luce Farreline
Dionysos'un Çocuğu
Dionysos'un Çocuğu
avatar

Mesaj Sayısı : 42
Kayıt tarihi : 30/06/10

MesajKonu: Geri: İflasın Eşiğinde   Ptsi Tem. 19, 2010 4:54 am

Beni yeniden uyaran kadına dikkatle bakıp sessiz kaldım. Kararım kesindi, sonuçların bilincindeyken hala böyleysem yolumdan kazanana kadar dönmeyeceğim anlamına geliyordu. Kararlılığımı farketmiş olsa gerek kuluna ceza vermeye yanaşmayan bir tanrıça misali kabullendi. Tabi bu bana başka bir yenilgi doğurmuştu ama bu oyunda bir şeyi farketmiştim. Beklentiyle neyi almamı istediğini merak ettim. Öfkesini, kırgınlığını, mutsuzluğunu? En kötüsü acıydı, lütfen acı olmasın diyordum içimden. Ama sabırsızlık... Bunu beklemiyordum doğrusu. Bana acıyor olduğunu farkettiğimde burnumdan soludum. İnsanların bana acımasından hoşlanmıyordum ama bu seferkini umursamamaya karar verdim, ne de olsa işime geliyordu, şapşallık olurdu bunun için ona çıkışmak. Aslında kaybetmeye bu kadar kafa yormadığımda eğlenceliydi. Şimdi bu elde kazanacağıma olan umudum daha fazlaydı. Kaybetmeye saplanmak yerine olaydan kendi kazancımı almaya karar verdim. Düşünceli bir ifadeyle kalkıp Jade'in karşısına oturdum ve gözlerine baktım. "Tamam." dedim ve sabırsızlanması için birkaç saniye bekledim. Ne kadar sabırsızlanırsa o kadar kolayıma gelecekti çünkü. Burnumdan bir nefes verip ne beklediğini sorgulamasına fırsat bile vermeden uzandım ve elimi ensesine atıp dudaklarına temas ettim. Yumuşak kırmızı dudaklara temasım ile kayaları döven vahşi bir çay bedenime çarpmış ve beni yolu boyunca sürüklemiş gibi hissettim. Öpmeyi kestiğimde kulaklarımdaki uğuldama da sonlandı, burada olduğuma şaşırmış, kendimi ıslak ve bilinmeyen bir su birikintisinin içinde bulmayı bekler gibi etrafa bakındım. Sonra gülmem genişledi, elimin tersiyle dudaklarımı sildim ve sabırsızca elimi masaya vurup eski yerime döndüm. Bedenim bilinmeyen hızlı bir ritmin etkisinde gibi sallanıyordu. Ellerimi bir yere vurmamak için zor sabrediyordum. Bacağım yere vurup duruyordu ve üzerine ne kadar yüksenirsem yükleneyim durum aynıydı. Yüz kaslarım da aynı sebepten dolayı seğirip duruyordu. Elimi seri bir şekilde Steve denen adama salladım ve parmaklarımla masada ritim tutmaya devam ettim sabırsızca. Jade tam tersim olmalıydı, sabırsızlığının büyük bir kısmını soğurduğumdan dinginlik ılık su gibi geliyor olabilirdi. Bilemzdim çünkü sabırsızlıktan organlarım içimde taklalar atıyordu. "Daha hızlı dağıtsana şunu!" diye çıkıştım adama, yumruğumu masaya vurup. Yumruğumu niye masaya vuruyorsam artık, lüzumsuzdu. Kartları alıp elimi masaya vurmaya devam ettim, bir süre sonra yüzümü sildim saçlarımı geriye taradım topuklarımı oturduğum tabureye vurmaya başladım ve kartlardan yenisini istedim. Her şey fazlasıyla yavaş gibi geliyordu gözüme. "Hadi, hadi, hadiiii." Kartlar açıldığında yüzümde gergin bir gülümseme vardı."Sonunda! Kazandım." Oyunu başından beri yanlış oynadığımı farketmiştim. Kaybettiğim pulları geri alırken heyecanla dolmuştum. Ellerimi dörtlük ritimde masaya vurup "Geri gelen param ve güzel bir bayandan öpücük. Tamam, akşamım düzeldi!" Bu kadar oynamak bana yetmişti. Sabırsızlıkla pulları kendime çektim. Sabırsız olmasam öpücüğü pek tınlamazdım sanıyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İflasın Eşiğinde
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Camp Half-Blood Rpg :: Kamp Dışı :: Las Vegas :: Lotus Kumarhanesi-
Buraya geçin: