Camp Half-Blood Rpg

Tanrılar ve onların çocuklarının macerasına siz de katılın!
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 *K. Xena

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Kaelie Xena Roviuné
Apollon'un Çocuğu
Apollon'un Çocuğu
avatar

Mesaj Sayısı : 62
Kayıt tarihi : 05/07/10
Nerden : Tabii ki Melez Kampı.

MesajKonu: *K. Xena   Ptsi Tem. 05, 2010 9:47 pm

> Ad: Kübra.
> Karakter Adı: Kaelie Xena Roviuné.
> Rp:

Tık tık tık..

Ne tam uykudaydı ne de tam uyanık. Kulağına gelen bu sesin gördüğü rüyadan mı yoksa dışardan gelen bir ses mi olduğunu kavrayamamıştı. Yalnızca “Kesin şu sesi.” diyerek mırıldanabilmişti. Uykulu olmasaydı sesi daha da yüksek çıkabilirdi. Yorganı başının üstüne kadar hızla çekti. Fakat bir süre sonra yorganın altında kendi nefesinin sıcaklığını hissedebilir oldu. Kendisini terleten bu sıcak nefes alışverişini beğenmemişti. Bu sefer de “Of!” diyerek yorganı ayak ucuna kadar itekledi ve sola doğru döndü. Derin bir nefes aldı.

Tık tık tık..

İşte yine o ses, sessiz yatakhanede yankılandı. Birkaç öğrencinin dışında çoğu yatak bomboştu. Rose kahvaltı etmeyecekti. Bu nedenle biraz daha geç kalkabilirdi. Sanırım diğer öğrenciler de onun gibi düşünmüştü ya da uyuyakalmışlardı.

Tık tık tık..

Bu ses giderek ritimli çıkmaya başlamıştı. Her dakikada bir kez, yarı boş odada yankılanıyordu. Sanki Rose dışında kimse bu sesi duymuyordu. Belki de sadece onun rüyasından gelen rahatsız edici bir sesti.

Tık tık tık..

Rose bir anda yatağından fırladı ve neredeyse bağırarak “Aa, yeter ama! Bu ne sesi böyle?! Uyumaya çalışıyoruz herhalde!” dedi. Artık yatağında oturur durumdaydı ve yatakhanede kalan öğrencilerin hepsi ona doğru bakıyordu. Yüzlerinde uykusunu bölen kişiye karşı sinirli bir ifade vardı. Aynı Rose’un az önce kendi uykusunu bölen şeye karşı takındığı yüz ifadesi gibi. Tık tık tık.. Rose dikkatini ona bakan öğrencilerden ayırdı ve sesin geldiği tarafa doğru başını hızlıca çevirdi. Bu sadece kışın soğuk gazabına dayanamayıp kuruyan, cılız bir dalın rüzgarın savurmasıyla cama çarparak çıkarttığı sesti. Herkesin, daha doğrusu Rose’un uyanarak yatakhanedeki diğer herkesi uyandırmasına neden olan şey sadece rüzgarın acımasız savuruşlarına karşı koyamayan küçük bir dalın işiydi. Tekrar diğerlerine baktı ve gözlerini devirerek “Pardon..” diyebildi yalnızca. Başka ne diyebilirdi ki? Uykuları bölünen öğrencilerin kimi Rose gibi gözlerini devirdi kimi ise oflayarak bölünen uykularına geri dönmek için yattı. Rose bazılarının mırıldanarak küfrettiğini duydu. Tuttuğu yorganını avucunun içinde sıktı ve sinirle onlara doğru baktı. Birkaç saniye sonra rahatladı ve elinde buruşan yorganı bıraktı. Gözlerini ovuşturdu. Evet uykusu tamamen açılmıştı. Cama doğru baktı. Başını hayır dercesine sağa sola salladı. Oturduğu yerden kalktı ve lavaboya doğru yürüdü. Soğuk suyu yüzüne çarptı. Su yüzünün her hücresine işledi ve kollarından dirseklerine doğru akmaya başladı. Artık gün ortasındaymış gibi uyanıktı.

Aynanın karşına geçti ve yataktan kalkmış haline baktı. Durum hiç iyi değildi. Gördüğü kabusun etkileri yüzüne de yansımıştı. Kabusu hatırlamıyor, fakat verdiği o kötü hissi hala taşıyordu. Hatırlamaya çalışıyor, bunu denedikte başı ağrımaya başlıyordu. “Kesinlikle daha iyi sabahlarım olmuştu.” diye geçirdi içinden. Elini karışmış saçları arasında gezdirmeye başladı. Sonunda bunu başaramayacağını anlayarak tarağını aldı. Bir korku filminden fırlamışa benzeyen saçlarını tararken, bir yandan da dışarıyı izliyordu.

Güneş ışıkları bulutları delerek yeryüzüne ulaşmıştı. Yine de rüzgar hala etkisini gösteriyordu. Cübbesini eline aldı ve parlayan Slytherin armasını daha da parlatmak için elini üzerinde gezdirdi. Cübbeyi üzerine geçirip yatağının yanındaki küçük konsolda duran üzerinde derslerinin yazılı olduğu kağıdı aldı. Parmakları çizelgenin üzerini tararken gözleri o günkü ilk dersi arıyordu. Evet ilk dersi Bitkibilim’di.

Rose, kendisine zararı olmadığı sürece çoğu bitkiyi severdi. Çünkü annesi tam bir bitki aşığıydı. Çeşitli türden bitkiyi alır evde büyütürdü. Bu özelliği belki de annesinden gelmişti. Bir nefes aldı ve yatakhaneden çıktı. Adımları sıradaki dersinin olacağı seraya ulaşmaya çalışıyordu. Fakat bir türlü bulamamıştı. Ders başlamak üzereydi. Adımlarını hızlandırdı. Bir yandan koşarken çıkan rüzgarda havalanan pelerinini düzeltirken diğer yandan da elinden kayan kitaplarını sıkıca tutmaya çalışıyordu. Birilerine çarpması olağandı. Çarptığı öğrencilere yalnızca arkasını dönerek alelacele “Özür dilerim..” diyordu. Sonunda dersliği buldu ve yavaşça içeri girdi. Profesör içerideydi. Dalgın bir şekilde bekliyordu. Rose da beklemeye başladı. Daha sonra profesör esprili bir ses tonuyla,

“Hata iki. Bu gidişle çok ceza alacağım." dedi. Bu dediğine o da dahil çoğu öğrenci güldü.

Bu sırada içerideki öğrencilerden biri dikkati çekti. Bu Kate’di. En yakın arkadaşı Kate.. Buraya geldiğinde ilk tanıştığı kişilerden biriydi. Onunla sohbet etmekten kendini alamazdı bir türlü. Tanıştıkları anda birbirlerine ısınmışlardı. Ona doğru baktı. Hafifçe el salladı, gülümseyerek göz kırptı. Kate de onu görmüştü. O da Rose gibi hafifçe elini salladı ve göz kırptı. Artık ders başlamıştı.

"Evet. İlk olarak sizlerden seranın içinde görmüş olduğunuz numaraların yanına ikişer kişi olarak dağılmanızı istiyorum. Böylece bitkileri daha rahat ve yakından inceleme şansı bulacağız."

Rose hemen Kate’in yanına doğru yürümeye başladı. Aslında Kate de ona doğru yürüyordu. Karşılıklı ufak bir kahkaha attılar. Hemen bir bitkinin yanına geçtiler.

"Herkes yerini belirlediğine göre kısa bir tanışma konuşmasıyla başlayalım. Adım Sarah... Sarah Emily Callies. Profesörlükte ilk yılım. Daha önceki ders aksaklığı nedeniyle bu dönem hepimiz dersleri karma bir şekilde işleyeceğiz. Emin olun bu size hiçbir şekilde sorun çıkarmayacaktır."

Rose ve Kate ufak bir sohbete başlamışlardı. Kendilerini tutamamışlardı. Bu sırada profesörün gözleri iki öğrenciye takıldı. Rose o tarafa doğru baktı. İki Ravenclaw öğrencisiydi. Profesör Callies uyarı yapar gibi,

"Elbette derslerden sıkalabilirsiniz ama lütfen bu binanızın puanını etkilemesin." demişti. Yüzünde tekrar bir gülümsemeyle derse devam etti. Bu sırada Rose’un gözleri Kate’e kaydı. Profesörün bu sözünden sonra o da dersi dinlemeye başlamıştı.

“Her neyse. Bitkibilim dersiyle şifalı bitkileri, yararlarını-zararlarını, hangi iksirlerde kullanılması gerektiği gibi konuları öğreneceğiz. Kısmen iksirle de zamanı gelince bütünleşeceğiz. Şimdi herkes önünde duran bitkiye baksın. Çoğu kişi eminim biliyordur. İlk ders olmasından dolayı böyle basit bir bitkiyi seçtim. Adamotu. Şifalı bir bitkidir. Biçimleri değiştirilmiş ya da lanete uğramış kişileri tedavi etmede kullanılır. Buna taşlaşmada dahil. Eğer bu bitkileri tutup çekerseniz açık yeşil, benekli cildiyle küçük bebeklere rastlarsınız ki ben bunu tavsiye etmem..."

Adamotları.. Kesinlikle Rose’un sevmediği bitkiler arasındaydı. İçinden bu dersin çabuk geçmesini diledi.

"... Bu kısım bitkinin köküdür. Ne toprağa girmeyi severler ne de çıkmayı. Topraktan kurtuldukları andan itibaren tüm güçleriyle bağırırlar. Kulaklarınızı tıkamak zorunda kalabilirsiniz. Ayrıca bu adamotlarının kötü birkaç özelliğide daha bulunmaktadır. Örneğin, bebek adamotlarını topraktan kurtarınca çığlıklarıyla bir insanı bir-iki saatliğine bayıltabilir. Yetişkin adamotları için konu daha da farklı. Ölümcül tehlike taşırlar. Ve şimdi adamotlarını incelemek için uygulamaya geçeceğiz. Herkes kulaklarını kapatıp, bütün dikkatiyle beni izlesin. Dikkatli olalım. "


Rose’un yüzü daha adamotları topraktan çıkarılmadan buruşmuştu. O çığlığı biliyordu. Abisi sayesinde böyle bir deneyim kazanmıştı. Çığlık aklına geldiği anda kulakları uğuldamaya başladı. Hemen kulaklarını kapattı. Az sonra çıkacak o korkunç çığlık kulaklığı aşmasın diye eliyle destekliyordu.

"Herkes hazırsa başlıyorum."

İşte başlıyorlardı. Profesör bitkinin yapraklarını avucunun içine aldı ve yavaşça yukarı kaldırdı. Artık seraya bir çığlık hakimdi. Bu çığlık sanki seranın duvarlarından yansıyarak, hiç bitmeyecekmiş gibi duruyordu. Herkes yüzünü buruşturmuş bir şekilde elleriyle kulaklarını sıkıyordu. Rose topraktan çıkmış adamotuna bakıyordu. Profesörün dediği gibi yeşil, benekli bir bebeğe benziyordu. Çok da çirkin değildi aslında. Neredeyse tatlı bir bebek bile denilebilirdi. Fakat çıkardığı ses.. Normal bir bebeğin çığlıklarının beş katıydı. Rose elini kulaklarından çekmeyerek Kate’e baktı. Onun da yüzü bu sese karşı tepkiliydi. O da Rose’a baktı ve kafasını iki yana salladı. Rose onu anladığını belli ederek gözlerini kırpıştırdı. Sonunda profesör bitkiyi toprağına koymaya başladı. Rose bir an olsun rahatladı. Kökü artık toprağın içindeydi ve bu onu susturabilecek en iyi yoldu.

"Nasıl buldunuz? Fikirlerinizi ve izlenimlerinizi şuan not etmenizi istiyorum. Bir de adamotlarıyla beslenen hayvan ya da yaratıkları yanınızdaki kitaplardan bulup yazın. Kontrol edeceğim.”
Rose ve Kate yavaşça parşömenlerini çıkarıp tüy kalemlerini ellerine aldılar. İkisi de yazmaya başladı.


Fikir ve İzlenimlerim,
Adamotu bitkisi, morumsu çiçekleri olup, koyu yeşil yapraklara sahiptir. Elma şeklinde meyveleri vardır. Kökünün şekli bakımından bu ismi almıştır. Kökü tatlı bir bebeğe benzese de çıkardığı ses tedbirsiz bir insanın kulağını neredeyse sağır edecek yüksekliktedir. Yine de tedavi alanında büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte bebek adamotları bir insanı bayıltabilir. Fakat yetişkin adamotları insanlar için ölümcül tehlike taşır. Onun susturucusu topraktır. Bu nedenle topraktan çıktığı an tekrar toprağa girmemek için büyük direniş göstermektedir. Fakat kulak sağlığını düşünen kişi kesinlikle adamotunu tekrar toprağa sokmalıdır. Ve kulaklığı asla unutmamalıdır..

Adamotuyla Beslenen Hayvan veya Yaratıklar,
Adamotuyla beslenen canlı: dalbatak ya da diğer ismiyle dugbog’dur. Dalbatak'ın en sevdiği yiyecek, Adamotu'dur. Avrupa ile Kuzey ve Güney Amerika'da bulunan bataklıklarda yaşayan bir yaratıktır. Bataklıklarda kayarak ve süzülerek ilerler, daha çok küçük memelilerle beslenir. Hareketsizken kuru bir dala benzer. Ama yakından bakınca yüzgeçli pençeleri ve çok keskin dişleri olduğu görülür.

Rosaline Yvaine Carter
Sytherin / 2. Sınıf



Tüy kalemi hareket etmeyi bıraktı. Çünkü yazdıkları bitmişti. Sınıfını da yazdı ve parşömeni masadan alarak son bir kez yazdıklarına göz attı. Mırıldanarak okuyordu. Evet bildiklerini ve kitaptan öğrendiklerini de yazmıştı. Parşömenin masayla temasını kesti ve profesöre doğru uzattı. Eşyalarını topladı ve seradan yine Kate’le birlikte sohbet ederek çıktı.



*Hogwarts Rpg'de yaptığım bir Rp'dir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://olympiansdemigods-rp.yetkinforum.com/
Athena
Bilgelik Tanrıçası | Admin
Bilgelik Tanrıçası | Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 307
Kayıt tarihi : 28/06/10

MesajKonu: Geri: *K. Xena   Salı Tem. 06, 2010 5:19 pm

Betimlemeler olsa da bunlar azdı, ve bu akıcılığı düşürmüş. Kurgu olarak mükemmel de değildi ancak kötü de değildi. Renkler birbirine uyumlu olsa da ortada kullandığınız mor renk biraz göz yoruyordu. Paragrafları daha az ayırabilirdiniz. Yan yana iki nokta kullanmışsınız, ancak bu yanlış bir kullanım. Üç nokta şeklinde olması gerekliydi. Bunun dışında gözüme batan bir imla hatanız yoktu.

Puanınız 83
. Keyifli rpler dileriz.

_________________

Hepimiz renkliyiz işte.


Yunan Tanrıçaları arasında iyi vasıfları çoğunlukta olan bir tanrıçadır Athena.Onun Hera'ya benzer düzenbaz ve kindar bir yönü vardır. Ölümlü bir kadın olan Medusa güzellikte Athena ile boy ölçüşmeye kalkışınca Athena Perseus'a emrederek kafasını kestirmiş, kalkanın üzerine takmıştır.


Bu kadın niye sevilmesin yaa?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
*K. Xena
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Camp Half-Blood Rpg :: Rp Out :: Rp Seviyeleri :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: