Camp Half-Blood Rpg

Tanrılar ve onların çocuklarının macerasına siz de katılın!
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Charles Crestor

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Charles Crestor
Asker
Asker


Mesaj Sayısı : 5
Kayıt tarihi : 03/07/10

MesajKonu: Charles Crestor   C.tesi Tem. 03, 2010 6:55 pm

'' O adamı istiyorum, ölü ya da diri. Her ne şekilde olursa olsun, GETİRİN ONU BANA!''

Teğmen kendini deri koltuğa bırakarak ellerini başının arasına aldı. Hala aklı almıyordu. Bu kadar tedbir ve korumaya rağmen nasıl olmuştu da o serseri kendilerinin en önemli tanığını öldürebilmişti? Ve bunu adamın öldürülmesinden tam 5 saat sonra öğrenebilmişlerdi. Odasına gelen o yeşil zarf olmasa belki de daha geç haberi olacaktı. Mektubu ilk gördüğünde 3 gün sonraki yapılacak görkemli balo için bir davetiye olduğunu düşünmüş, zarfa herhangi bir zarar vermeden nazikçe ayırmıştı yapışkanlı yerleri. Gülen yüzünün yerini şaşkınlık ve korku karışımı bir ifadenin alması da çok zaman almamıştı. Küçük bir kağıda yazılmış cümleler teğmenin dehşete düşmesine neden olmuştu. Suratı sinirden kıpkırmızı kesilmiş bir biçimde volta atmaya başlamıştı ki odasının kapısı bir kaç defa nazikçe çalındı. Sert bir ses tonuyla '' Gir.'' dedikten sonra kapıda ufak tefek bir adam gözüktü. Ses tonu titrek bir biçimde çıkıyordu. '' Rahatsız ettiğim için üzgünüm efendim. Ancak şehrin doğu tarafında şüpheli bir şahsın bildirildiğini haber verdiler. Siyah saçları, ve siyah pardesüsü var. Ayrıca...'' hafifçe yutkunarak devam etti. '' Görenlerin söylediklerine bakılırsa sırtında dev bir kılıç taşıyormuş.''

Teğmen bakışlarını anında ufak tefek görünen adama sabitledi. Sanki gözleriyle bütün bilgiyi söküp almaya çalışıyordu karşısındaki aciz zavallıdan. Özür dileyerek dışarı çıkan adamın arkasından kısa bir süre baktı. Dev bir kılıç ha? Bu kesinlikle o olmalıydı. Adını daha önceleri de duymuştu, ne kadar iyi bir katil olduğunu da. Ancak kendi davasıyla ne alakası olabilirdi ki bu adamın? Mini barından kendine bir içki koyduktan sonra koltuğuna yayılarak eski anıları düşünmeye başladı.


'' Kim olursa olsun, vergisini ödemeyen herkes ölmeye mahkumdur. Kimseye merhamet etmeyin. Merhamet zayıfların duygusudur.''
Etrafa emirler yağdıran genç adam gururlu bir şekilde atının üzerinde alev alev yanan küçük köyün sokaklarını geziyordu. Keskin bakışları, henüz kırlaşmamış saçları ve yakışıklı yüzüyle her yerde dikkat çeken birisiydi. Köy meydanına gelirken askerlerini gördü. Ve de ellerinden bağlanmış zavallı köylüleri... Hepsinin yüzünde aynı keder ifadesi vardı. Uzun boylu bir adam, elindeki kağıtta yazan isimleri okuyor, o isimdeki kişi ödemesi gereken miktarı ödüyordu. Eğer ödemezse, vereceği tek şey hayatı oluyordu. Sıra son adama geldiğinde meydanın bir kaç metre ötesindeki ağaçlıkta bir çocuk belirdi. Sessizce olanları izliyordu. Kim bilir ne zamandır oradaydı. Gözleri dolmuş bir biçimde bu kıyımı izliyordu. Gözlerinden akan her yaş, yitip giden bir yaşamı sembolize ediyordu. Genç teğmen çocuğu farkettiğinde son adam da vergisini başıyla ödemişti. O an, çocuğun göz yaşları sel oldu. Hayattaki son akrabası da gözlerinin önünde, kör bir baltayla yaşama veda etmişti. Çocuk gözleri kızarıncaya kadar ağladı. Göz yaşları bitip artık kan damlaları akıtana kadar ağladı. Siyah saçları, rüzgarda dalgalanırken teğmenin yüzündeki her bir ayrıntıyı zihnine kazıdı küçük çocuk. Ve o gün yemin etti bütün köyünün intikamını alacağına.


Teğmen ne kadar zamandır orada oturduğunu, ya da ne kadar içtiğini tam hatırlamıyordu. Ancak ikinci viski şişesininde bitmiş olduğunu görünce kendi kendine hayret etti. Başı dönmeye başlamıştı. Ayağa kalkarken dengesini kaybetmemek için koltuğun kenarına tutunmak zorunda kaldı. Kapıdaki görevliye bir kaç defa seslendi, ancak hiçbir cevap alamadı. '' Ahh, bu salakların hepsiyle neden uğraşmak zorundayım sanki.'' Kapıyı açmaya çalıştı, ancak beklemediği bir dirençle karşılaştı. Bir daha denedi, ve bir daha. Kapı hala açılmıyordu. Kapıyı kilitlediğini hatırlamıyordu, ayrıca kendisinden başka kimsede bu odanın anahtarı yoktu. Tekrar koltuğuna dönecekken eskiden kendi oturduğu yerde siyah kıyafetleri olan bir adam gördü. Önce bunun bir alkolün etkisiyle gördüğü bir ilüzyon olduğunu zannetti. Ancak adam yeterince gerçek gibi duruyordu. Genç adam ayağa kalkarken o ana kadar dikkat etmediği kılıcını ilk kez farketti. O an, avazı çıktığı kadar bağırmak istedi, ancak boğazının düğümlendiğini hissetti. Genç adam elindeki dev kılıçla kendisine doğru gelirken beyni hiç durmadan eski anıları canlandırıyor, zaten ağrıyan başını daha da feci bir hale getiriyordu. Teğmen yalnızca '' Sen...'' diyebildi. Katil kılıcını havaya kaldırırken kutsal bir ayin yapıyormuşçasına konuşmaya başladı. '' Ben Allen Huntz. Bu akşam, kutsal ışığın bahşettiği güçle görevimi tamamlayacağım. Ve sen teğmen, bir daha kimsenin canını yakamayacaksın.'' Yaşlı adam kafasını kaldırıp katiline baktı. Kılıç yumuşak deriyi hiç zorlanmadan ikiye bölerken gözlerindeki korku yerini boş bakışlara bıraktı. Allen kılıcındaki kanları temizledikten sonra şehrin sokaklarında yürümeye başladı. Ve o gece, bütün insanlar Allen'in kahkalarını duyduklarını söylediler. Ancak hiçkimse onu görememişti. Bir kişi hariç...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aphrodite
Aşk Tanrıçası | Admin
Aşk Tanrıçası | Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 411
Kayıt tarihi : 27/06/10
Yaş : 24
Nerden : Selene'in yıldızlı göklerinden.

MesajKonu: Geri: Charles Crestor   C.tesi Tem. 03, 2010 7:20 pm

Berkay, sen phoenix'ten taa eski zamanlardaki Kyle Matthew Miller olan Berkay mısın? Leyla ben, Hippolyte'ydim. Ohaa. Onun dışında kurgu güzel, 11 yazı boyutunu tavsiye ederim. Puanın 96.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Charles Crestor
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Camp Half-Blood Rpg :: Rp Out :: Rp Seviyeleri :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: