Camp Half-Blood Rpg

Tanrılar ve onların çocuklarının macerasına siz de katılın!
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 D' L e n a

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Diamondié Lena Roviuné
Apollon'un Çocuğu
Apollon'un Çocuğu
avatar

Mesaj Sayısı : 156
Kayıt tarihi : 03/07/10
Yaş : 22
Nerden : Melez Kampı ~ 7 Numaralı Kulübe.

MesajKonu: D' L e n a   C.tesi Tem. 03, 2010 3:36 am

x Sevde.
x Diamondié Lena Roviuné.


Gecenin karanlık bir gizeme sahip olan sessizliği, vücuduna inatla baskı yapan rüzgardan daha fazla ürpertiyordu içini. Her zamankinden kat kat fazla rahatsız eden susuzluk. Ve biraz da yorgunluk. Bu gece farklıydı. Tıpkı içindeki aslında var olmayan duyguları gibi. Karnını doyurmaktan başka bir işe yaramayan Muggle'ların dehşet dolu yüzlerine kesinlikle benzemeyen yeni yüzler görecekti bu gece. Bir efsaneyi daha güçlü bir şekilde devam ettireceklerdi birlikte. İşte şimdi güzel canavarın intikam vakti gelmişti. Ne İblis kalacaktı, ne insan. Yalnızca onlar vardı. Olağanüstü ölümsüz varlıklar. Eşsiz Cornivarouslar.

Sydney'de, kimsenin göremediği, hayallerdeki bulutların karanlık tarafında süzülürken sakin bir zafer ifadesiyle kıvrıldı zarif dudakları. Kendini bir şey sanan aptal insan Rosénnia, arkadaşlarının taktığı gerzekçe ismiyle Rosie-ros değildi artık o. Yalnızca Sénna'ydı. Başka bir boyutun kraliçesi Sénna Exémiale. Eski halini düşünürken o en son anı gözünde canlandı. Daha detaylı söylemek gerekirse, insan halinden kalan son bulanık anı. Her şeyin değiştiği gece.



16. doğum günüydü. Rose, çığır açan, fena halde kalabalık bir parti vermişti. Delice dans eden, alkol sınırını aşıp birbirine sırnaşan, mekanı “eğlenmek” adı altında batıran tipik ergenlere dolu bir partiydi. Ah, kendisinin de onlardan aşağı kalır yanı yoktu. Tamam, güzeldi, popülerdi. Ama bu 15 yaşında bekaretini kaybetmesini, her gün sevgili değiştirmesini ve okulun sürtüğü olarak tanınmasını gerektirmezdi.

Parti bittikten sonra arkadaşlarıyla eve doğru yol aldı. Ve eve varana kadar, olan oldu… Tenha bir sokakta yürüyorlardı. Sağ taraflarında ise karanlık bir orman uzanıyordu. Dört aptal ve sarhoş kız, korkma zahmetine girmediler bile. Fakat o gün dikkatli olmamaları başına gelen en güzel şeye yol açmıştı. İlk başlarda güzel denemezdi tabii. Bir kısmı acı doluydu.

Saçma sırıtışı, hayatında hiç görmediği dehşet verici yaratığı görünce söndü. Diğer kızlar çığlık atarak gerilemeye başladılar. Oysa hiç şansları yoktu. Canavar onları o kadar hızlı bir hamleyle yere serdi ki, ne olduğunu anlayamadı bile.

Bedeni olduğu yere mıhlanmıştı sanki. Ne hareket edebiliyordu ne de sesini çıkarabiliyordu. Yaratık doğruldu ve gözlerini ona dikti. Bir süre yalnızca birbirlerine baktılar. O kadar ruhsuz bir görüntüsü vardı ki bakışlarından bir anlam çıkarmak imkansızdı… Bir süre onu inceledi. Vücut kıvrımları dişi olduğunu ele veriyordu. Fakat onun tam olarak “ne” olduğuna dair bir fikri yoktu.

En sonunda gücünü toparlayıp zor da olsa konuşmayı başardı. “B-beni n-neden öldürmedin?”

“Sakin ol, çocuk. Seni öldürmedim çünkü sen benim, daha doğrusu türümün işine yarayacaksın.” Diye cevap verdi tekdüze bir sesle. Tam anlamadığını söyleyecekken yaratık devam etti. “Şu an farkında değilsin ama sen özelsin. Tabii ki küçük zavallı bir insanken değil. Seni Dönüştürürsem en güçlümüz bile olabilirsin. Seni öldürebilirim ama aramıza katılmanı ancak senin isteğinle sağlayabilirim. Hadi, kabul et, küçük.” Konuşurken Rose’un etrafında avına pusu kurmaya çalışan bir avcı gibi yavaş adımlarla daire çiziyordu.

“Ben... Anlayamıyorum. Yani, sen… Tam olarak nesin?” Salakça konuştuğunun farkındaydı. Ama sahiden, hiçbir şey anlamıyordu. Bu da neyin nesiydi şimdi? Hafifçe sendeleyip eğildi ve kustu. Lanet olsun, diye düşündü, bu kadar içmek zorunda mıydı?

Yaratık mizahtan uzak, karanlık bir kahkaha koyverdi. “Ah, küçüğüm. Biraz araştırma yapsan olmaz mıydı? Savaştan bile haberin yok mu? Ah-ha. Şimdi de ne savaşı diye soracaksın. Unut gitsin, tamam mı. Seni neden hala öldürmediğimi bilmiyorum. Çok vakit kaybettim.” Üstüne atlamaya hazırlandı fakat Rose’un “Dur!” diye bağırmakla karışık aptal çığlığı yüzünden kafasını kaşıyarak durdu. “Peki, peki. Seni bir şekilde ikna etmek zorundayım. Normalde hiç böyle insansı konuşmazdım, haberin olsun. Benim için değerli olduğundan falan değil, aldığım emirlere uymalıyım.” Yapmacık bir şekilde iç geçirip devam etti. “Ben bir Cornivarous’um. Kısaca Cornivore. Tabii sana zavallı demekte haklıydım çünkü bunu da anlamadın, değil mi?”

Rossénnia küçük bir şok geçirmekteydi. “C-cornivarous mu? O kadar da değil. Ya-yani… O kadar bilgisiz değilim. Hakkınızda bir şeyler duymuştum ama aynı anda hem bu kadar ürkütücü hem de seksi olduğunuzu bilmiyordum doğrusu.” Tanrım, diye geçirdi içinden. Bir Cornivarous’la karşılaşmıştı ve hala hayattaydı! Üstüne üstlük onunla sohbetimsi bir olay içindeydi. Başındaki feci ağrı olmasa bunun bir rüya-kabus saçmalığından ibaret olduğunu düşünecekti.

“Demek duymuştun, hah?” Yaratık sahte bir kahkaha daha attı. “Pekala, sanırım bu iyi bir şey. Eskiden ben de senin kadar aciz bir insandım. Gerçi o günleri tam hatırlamıyorum da, neyse… Şimdi aslında bir Cornivore olmak için doğduğumu hissediyorum. Eminim sen de aynı şeyleri yaşayacak ve seni Dönüştürdüğüm için minnettar kalacaksın. Konumuza dönelim. Çabuk karar ver çünkü sabrım kalmadı, aslında biz ultra-olağanüstü-varlıkların sabrının olduğunu yeni fark ediyorum. Tanrım… Bir şey söyleyecek misin yoksa bütün gece birkaç öğün tüketmiş olmak yerine burada durup sana dil dökmeyi tercih edeceğimi mi sanıyorsun?”

“Bak… Benden ne istediğini açık açık söyle. Çünkü bu ben-olağanüstü-seksi-bir-canavarım saçmalığından bıktım.” Yaratığın gözleri iri iri açıldı, uzun ve sivri tırnaklarını kaldırıp atağa geçti fakat bir saniye içinde yeniden eski haline döndü. “Konuşmana dikkat et, küçüğüm. Senden istediğim karar vermen.” Arkadaki cesetleri işaret etti. “Ya birkaç saniye içinde eski arkadaşlarınla yeni cehennemine katılırsın ya da aynen söylediğin gibi olağanüstü-seksi-bir-canavar’a dönüşürsün. Eğer küçük beynin algılayamadıysa daha açık söyleyeyim. Ya şimdi seni ısırıp Dönüştürmeme izin ver, ya da öl!”

Şimdi ne kadar ciddi olduğunu anlayabiliyordu. Bir Cornivarous’a Dönüşmezse sonu ölüm olacaktı. Basit bir ölüm. Nokta. Bu fikir irkilmesine neden oldu. Ne kadar acı çekeceği umurunda değildi. Ona doğru kararlı bir adım attı. “Pekala. Hadi, ne yapacaksan yap. Beni ısır, ya da her ne şekilde Dönüştürüyorsan işte. Yap şunu. Ölüp gitmek istemiyorum.”

“Bunu gerçekten istediğinden emin misin?” Şimdi ölümcül bir yaratıktan çok kafası karışmış bir insana benziyordu. Yine de çok geçmeden düşünceli hali solup gitti. Yeniden canavar maskesi yerleşti yüzüne. “Oof. Kimin umrunda? Bir daha beni durdurmasan iyi edersin. Her şeye hazırlıklı ol, Sénna. Bu biraz acıtacak…” Tek bir saniye bile kaybetmeden üstüne atladı…

Aniden boynunun alt bölgesinde müthiş bir acı hissetti. Daha önce hiç bu kadar acı çektiğini hatırlamıyordu. Alkol almış olmasına rağmen acıyı tüm ruhu ve bedeniyle hissediyordu. Gözleri karardı. Beyni patlayacak gibiydi. Vücudunda bir şeyler değişiyordu sanki. Aynı anda hem ölecek kadar yorgun hem de son derece canlı güçlüydü. Bilinci yavaş yavaş kaybolmaya başladı, gerisi koca bir boşluktu.



Bundan sonraki anıları çok daha net ve canlıydı. Tıpkı şu anki görüşü gibi. O günden beri çok şey değişmişti. Gözlerinin her detayı kolaylıkla görebilmesi en küçük değişimlerden biriydi… Dönüşüm sürecine girdiği günü hatırlamak ona iyi gelmişti. Zavallı bir insanken verebildiği o önemli kararla gurur duyuyordu.

Düşüncelerinden basit bir hareketle uzaklaşıp bakışlarını aşağıya çevirdi. Alçalması gerektiğini düşünerek kanatlarının hızını azalttı. Işıltılı, aynı zamanda susuz ve aç mavi gözler etrafı tarayarak ıssız bir yer aradı. Sessiz bir sokağa iniş yaparak koyu renk pelerinini asil bir hareketle üzerine geçirdi. Böylece yarasalarınkini anımsatan ürkütücü ve devasa kanatlarını saklayabilecekti. Fakat ne kadar dikkat çekmemeye çalışsa da imkansızdı. Neyse ki sokak tamamen boştu.

Çenesini kaldırıp kokuyu takip etti. Hogwarts bücürlerinden farkı olmayan büyücülere karşı savaş başlatmadan önceki son avının kokusunu. Onu tek başına bir yolun kenarında umutsuzca kendini yere sermiş olarak bulmak çok zor değildi. O da tıpkı eski Rose gibi berbat bir hayat yaşıyordu. Sénna onu savaşa katılması için Dönüştürüp hayatının en büyük iyiliğini yapacaktı. Tabii daha önce hiç iyilik yaptıysa…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://olympiansdemigods-rp.yetkinforum.com/
Aphrodite
Aşk Tanrıçası | Admin
Aşk Tanrıçası | Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 411
Kayıt tarihi : 27/06/10
Yaş : 23
Nerden : Selene'in yıldızlı göklerinden.

MesajKonu: Geri: D' L e n a   C.tesi Tem. 03, 2010 3:56 am

Rp'iniz çok iyiydi, renklendirmeler de çok hoşuma gitti, pembenin güzel tonları. Yanlızca biraz paragraf bütünlüğü gerekliydi. Aramıza hoşgeldiniz, puanınız 98.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
D' L e n a
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Camp Half-Blood Rpg :: Rp Out :: Rp Seviyeleri :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: