Camp Half-Blood Rpg

Tanrılar ve onların çocuklarının macerasına siz de katılın!
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Gabrielle Rewean

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Gabrielle Rewean
Zeus'un Çocuğu
Zeus'un Çocuğu
avatar

Mesaj Sayısı : 109
Kayıt tarihi : 28/06/10

MesajKonu: Gabrielle Rewean   Perş. Tem. 01, 2010 4:36 am

Karakter Adı: Gabrielle Rewean
Yaşı: 17
Binası: Zeus
Kişisel Özellikleri: Onun hakkında her şey söylenebileceği gibi hiçbir şey söylenememesi de olası bir durumdur. Kimi zaman gelir, kendini her türlü sıfatı yakıştırmayı becerir. Kimi zaman gelir, hiçbir kelime onu anlatacak kadar yeterli görünmez gözüne. Karmaşık değildir aslında, doğru yerden yakaladığınızda kolayca çözebileceğinizi biri olabilir ama bununda zor olduğu, onu çözen kişilerin azlığından belli olur. Çevresindeki bütün anormalliğe karşı normal olduğu için belki de bu kadar karışıkmış gibi gözükür. Oysa duyguları veya düşünceleri, o kadar berraktır ki direkt dolgun dudaklarında veya narin gözlerinde hayat bulur. Zarif hareketlerinin etrafa dağıttığı ağırbaşlı imajı, ağzından çıkan birkaç kelimeyle anında yok olup gidebilir. Aynı şekilde, narin çehresine bürünmüş ciddi ifade, tek bir bakışıyla son bulur, ruhunda hiçbir şekilde kalıplaşmış şeylere itaat etmediğini belirtir. Her zaman durduğu yerde duran bir görüntü bırakırken gözlerinize, o saman altından su yürütebilir çoğunlukla siz hiç fark etmeden. Gereksiz yerlerde konuşmayı sevmez ama konuşması gerektiği yerlerde de sus pus olup oturmaktan nefret eder, düşüncelerini karşıya veya ortaya aktarmayı seçer çoğunlukla. Ama bu onun saygısız bir yeniyetmeden ibaret olduğunu da göstermez tabii. Daha baştan, sevdiklerine karşı genelde dürüst olmayı seçerek, sevgiyle saygının bir arada işlediğini anlamıştır bile. Tabii öyle zamanlar gelir ki, kendi düşünceleri için, kendi kararları veya fikirleri için saygı seviyesinden çıkar ve önüne gelen her şeyi tartıp bir noktada odaklar. Verdiği kararların, sürekli sabit kalmasından yanadır, çünkü haklı olduğunu düşünür hep. Bazen yeri gelir, hırsını kararlarıyla büyütür, gözü kör olur ve hem çevresine hem kendine zarar verebilecek davranışlarda bulunabilir. Kendi düşüncelerini sınırlayacak her şeye, herkese karşı bir cevabı vardır. Bu konuda çoğu kez çevresinden hazırcevap tanımını duymuştur. Öyle cevaplar verdiği olmuştur ki, ondan başka bilgili olduğunu düşünmüyormuş gibi başı bir karış havada, ukalaca görünür ama derine inildiğinde aslında her şeyde en az bilenin kendisi olduğunu düşünür. Bu yüzden, yanlış anlaşıldığı zamanlarda, sinirlendiği zamanda veya keyiften öylesine bir günde sokak ağzı hemen devreye girer. Annesi hayatta olsa, onu öldürecek öyle küfürler bilmekte ve yerinde sarf etmektedir ki, nazik sesinin onu kelimeleri seslendirdiği an herkes şaşkına dönebilir. Belki de bir küfürbaz gibi görünebilir ama her şeyde olduğu gibi bu da onu pek rahatsız etmez çünkü umursamamayı seçer. Buda onun bir diğer, kızlarda genelde görülen duygudan uzak tutar; merak. En nefret ettiği şey olmakla birlikte, birisi kendi hayatına bu duygu çerçevesinde burnunu soktuğunda öfkeden deliye dönebilir, derin bakan gözleri öfkeyle solabilir. O sadece kendi sınırları içerisinde hayatı yakalamaya çalışan bir kızdır, o kadar. Bunun için bazen katı inatçılığını da devreye sokabilir, diğer şeyleri düşünmeden istediğine odaklanarak, karşıda ki kişinin ondan beklediği davranışları sergilemesini inatla ister. Ama bu ilişkiler arası sinsi bir yaratık olduğu anlamında da değildir tabii, o sadece arkadaşlarıyla eğlenirken bu özelliğini kullanır ve ortaya hoş vakitler ile boş bir kafa çıkartabilir. Konu eğlenceye geldiğinde, tek ortaya çıkardığı özellik sinsilik değildir elbette. Başına buyruk halleri burada öyle devreye girer ki, çoğu zaman kendini cezalı bir halde bulur ama ondaki bu zihniyetle biraz zaman sonra eski alışkanlıklarına dönmesi an meselesi olur. Düşündüğü gibi o sadece eğlenceye düşkün biridir ve ön planda görünmek için bütün bunları yapmaz. Genelde ortamda ilgi odağı gibi gözükmez ama yok olduğunda vazgeçilmez biri olduğu çoğu kez anlaşılmıştır. Çünkü kafa dağıtmak için çok üst seviyede bir sohbeti vardır, her an her yerde istenebilecek türden. Tabii o sadece sohbeti boş konuşmak olarak algılamaz, yeri gelirse mantığının ona verdiği düşünceleri su yüzüne çıkarır ve karşıda ki kişiyle çok gerçekçi konuşmalar yapabilir. Genelde ağlamanın bir tür saçma duyguları dışa vurma yetisi olarak görür, bu yüzden ağladığını pek gören olmamıştır, duygusal olduğunu da. Çünkü değildir ve öyle insanları sıkıcı bulabilir. Sinir sistemi çok fazla çalışmaktadır, sinir olacağı bir şey karşısında kendini tutmakta çok zorlanır. Bu yüzden sinirleneceği her şey karşısında asi tavrını ortaya vurur. Ayrıca karşısındaki kişinin gözlerinin içine baktığı an, her şeyini anlayabilecek türden insan sarrafıdır o. Bu tür gizemli hareketleriyle sürekli karmaşık gözükür çevresindeki insanlara karşı. Kafasından geçen her düşünceyi, inadıyla birlikte dışa vuran bir açık sözlüğü vardır. Hatta öyle ki, bu çoğu zaman başını derde sokmuştur. Bir yandan açık konuşur, açık konuşmasına da, genellikle gözleri ve sözleri hep alaycılık doludur. Savaş halindeyken sizi yaralayan tek şey sözleri değildir tabii, karşısındaki kişiyi gerçek bir düşman olarak kestirmişse gözüne, çok dişli bir düşman olabilir. Hem duygularıyla hem de düşünceleriyle güçlü bir kız olması, karşısındakine pek bir fırsat bırakmayacaktır. Bu konuda ne kadar iyi olduğunu da bilir, özgüveni yerindedir. Ama bu kendini beğenmiş bir yeniyetme olduğunu da göstermez tabii, çoğu zaman alçakgönüllü olur. Çevresinde bulunan arkadaşlarının sayısının fazla oluşuna bakılacak olursa, oldukça arkadaş canlısı biri olduğu da söylenebilir. Arkadaşları onu genelde hep çılgın bir kız olarak tanımlar. Tipik ters saçma hareketleri olmayan her kişi onun arkadaşı olacak kapasitededir, zaten bu hareketleri gördüğü kişiye de hafiften kin besler. Kin beslediği kişileri hemen düşman olarak tanımlamaz çünkü hepsi gözüne gerçek bir düşman gibi gözükmez. Bu yüzden tehlikeli tarafını da açığa çıkarmaz. Bunun dışında planlı bir hayatı olmayan oldukça maceraperest biridir, nerede bir olay varsa onu içinde görebilirsiniz. Bu konuda kurnaz tarafı ağırlıklı gelmektedir. Otoriter tarafı ortaya çıktığında ise çevresindekileri hükmetmeye başlar, bu bazen çok can sıkıcı olabilir ama çok gururlu olduğu için vazgeçmez.
İstediği Özel Yetenek: Zihin kontrol. İstediği kişilerin zihinlerini kontrol edebiliyor. Onların düşüncelerinide anlayabiliyor. Ama tabii ki bu çokta güçlü değil ve fark etmesi çok zor oluyor. Ayrıca kontrol edebilmesi için çok uğraşması gerekiyor.
Neden Bu Yeteneği İstiyorsunuz?: Karakterimin kişiliğine en çok bu uyuyormuş gibi. Annesi olmadığı için, ki babasıda tanrı olduğundan ilgi göstermemiş, yanlız başına büyümüş ve henüz kendinden bile doğru düzgün emin değil. Böyle doğru düzgün emin olunmayacak bir güç gerekiyor ki rpler zenginleşsin.
Yeteneği Kullanarak Yapılmış Bir Örnek Rp: Ruhumun derinliklerine işlemiş anlamsız duygular öyle sel halinde kendini gösteriyordu ki, ayakkabılarımı ve paçalarımı böylesine iğrenç bir vaziyete getirmiş olan çamurlu toprağa oturduğumu ancak çok sonra fark edebildim. Şimdi, oturuşumla birlikte dar siyah pantolonum ve gri tişörtüm büyük ihtimalle berbat bir şekle bürünmüş olmalıydı. Ancak zararın ne kadar olduğunu öğrenmek için ayağa kalkıp arkama bakmaya bile takatim yok gibi görünüyordu. Bensizliğin son noktasının verdiği manevi acı, hiçbir şeyi düşünemeyecek kadar yorgun yapıyordu beni. Hatta yanındaki ormanda aynı buradaki gibi yaş topraklar olan evin görüntüsü aklıma geliyor, böylelikle yumduğum, yummasam bile hüzünle çatılan kaşlarım fena halde daha boş bakmaya başlıyorlardı. Öyle ki, etrafın bu kadar karanlık olmasını ve her ne kadar güvende hissetmeme rağmen beni bulacak vahşi hayvanları bile umursamıyordum artık. Varsın bulsunlar… diye düşünmeden edemedim. O kadar hayatıma ve çevremdeki insanlara karşı öfkeliydim ki, şuan en son istemeyeceğim şeyi bile istiyordum; o yaratıklardan birinin beni bulmasını. Belki de içimdeki acıyı dindiremeyeceğimi bile bile babamın bir armağanı olan kılıcımla biraz yaratık öldürür, en azından boş durup bunları düşünmekten kurtulabilirdim. Ama o kadar kendimi çaresiz ve boş hissediyordum ki, kafamın içi gibi bacaklarım da hiçbir şey yapamayacak halde öylesine duruyorlardı. Bütün bunları bir kenara attığımda şüpheli ifadem kafamda beliyor, o ifadeleri de derin ve normal günlerde çok anlamlı bakan sıcak kahverengi tonundaki gözlerimi geldiğim orman yoluna çevirip sonundaki şehrin ışıklarını görerek atıyordum. Niye bu kadar şaşırıyordum ki? Veya niye bu kadar hayatımı önemsiyordum? Sanki binlerce tehlikeye girip binlerce defa hayatımı önemsemeden kılıcıma davranmamışım gibi. Zeus’un kızı olmakla peşime bin bir türlü canavar takmış, çoğundan da tek bir çizik dahi almadan kurtulmuştum ama değil mi? Ayrıca ölsem ne olacaktı ki? Kim umursayacaktı? Bugüne kadar sadece bir hediye göndermiş, onun dışında hiç ilgilenmemiş bir baba mı benim için yas tutacaktı? Hiç sanmıyorum. Bir kez daha boşluğun verdiği acı kalbime bir hançer gibi saplanmış, bana kocaman manevi acı dolu dakikalar yaşatmıştı. Ne güzel… Diyebildim sadece kendi kendime bu uçsuz karanlığın ortasında. Kimsem yok. Bu iki kelimeyi canlı olarak beynimde süzdürmem bile beni yerin dibine sokuyordu sanki. Evet, ben o yalnız çocuklardan biriydim. Ya da kimsesiz mi demeliyim? Bu resmi olmazdı çünkü sonuçta bana sahip çıkan biri var değil mi? Ne sahip çıkmak ama! Ben daha küçücükken annem ölmüş, bu sayede zaten babası olmayan bir çocuk olarak bir başıma kalmıştım. Ünlü bir gazetede çalışan, sürekli ün peşinde olan otoriter bir kadın annemin ölümünden sonra bir anda ortaya çıkmış ve bana teyzem olduğunu söylemişti bir anda. Neden annemin bana onu hiç anlatmadığını ancak sonra anlayabilmiştim. Beni sevdiği için gelip almış ve bakmış değildi. Sadece öyle olması gerektiği için ve belki de böyle bir kızı ortada bırakmanın birilerinin kulağına gitmesi sayesinde alacağı kötü ünden dolayı beni kabul etmişti. Ama ne kabul etme! Sürekli bana ev işleri yaptırmaktan, belirli emirler verip sanki hiç canlı bir varlık değilmişim gibi davranmasından bıktığım anda kampı öğrenebilmiştim neyse ki. Hemen oturaklı bir lafı teyzemin suratına yapıştırdıktan sonra kampa gitmek üzere yola çıkmıştım. Yolda kaç yaratık öldürmek zorunda kaldığımı hatırlamıyorum bile. Gerçi hepsini de ahım şahım bir şekilde öldürmedim tabii. Hepsinden babamın işte o zaman önümde beliren hediyesiyle kendimi kurtarabilmiştim. Bir kılıç ve bir kalkan… Tabii kampa geldiğimde eminim herkese korkunç dakikalar yaşatmışımdır. Kanlar içinde bir vücut, sadece gözleri görülen…
O anda ancak çalılardan gelebileceğini düşündüğüm bir sesle irkilmiş, karanlıkta bir şey göremeyeceğim halde aniden gözlerimi o tarafa dikmiş ve hemen kılıcımı elime almıştım. Reflekslerim ne kadar kuvvetli olsa da, o kadar deneyimim ve eğitimim olsa da nefesimin hızlanmasına veya tir tir titrememe mani olamıyordum işte! Yeterince hissizlik duygusuyla yanan düşüncelerim bu kısacık zamanda beynimin içinde tuhaf görüntülere sebep oluyordu. Ölümümü takmayan bir Zeus görüntüsü… Neye benzediğini de bilmiyordum ya zaten asıl komik tarafı buydu. Sadece düşünüyordum, bu bir görüntü bile olamayacak durumdaydı. Sevgili babacığımı göremediğim için! İçimden bağırmak geliyordu, her şeyi mahvetmek ama böyle çocukça şeyi yapamayacak kadar bile bitkindim. Kafam bitkindi, vücudum değil. Sonra aslında görüntü olan ama düşünce diye düşündüğüm şey değişti, sıra teyzemdeydi. Onu hayal edebiliyordum. Yetkililer cesedimi ormanda bulduktan sonra ona ölüm haberi gidecek, herkesin önünde üzülen bir teyze imajı çizecek, yalnız kaldığında ise benden kurtulduğu için sinsice sevinecekti. Başkada kimse yoktu zaten… Atıldığım okullarda edindiğim arkadaşlar mı? Varsa tabii. O anda eş zamanlı olarak dört siluet karanlık çalıların arkasından fırlamışlardı. Lanet! Bunlar yaratık falan değillerdi, sadece sokak çetesine benzer bir şekilde toplaşmış olan dört çocuktan ibaretti. Keşke yaratık olsalardı diye düşündüm çünkü elimde ki kılıcın onlara zarar vermesi imkânsızdı ve ben tamamen çaresiz durumdaydım bu konumda. “Vay güzelim… Ne yapıyorsun burada bakalım?” Alaycı bir ses tonuyla tatlı bir şekilde konuşmuştu çetenin lideri olacağını düşündüğüm öndeki çocuk, diğerleri de anırırmış gibi güldüler. Onlarla savaşmak istiyordum, en azından birkaçının fazla kalkmış kıçına tekmeyi basmayı ama sonra elimde onlara karşı işlemeyecek bir kılıçtan başka silahım olmadığı aklıma geldi. Aklıma her ne kadar istemesem de kaçma fikri geldi. Yavaşça ve bu karanlıkta hissetmeyecekleri şekilde arkaya doğru gerilerken, bir yandan da başımı arkaya çevirmiş şehrin kurtarıcı ışıklarını ucunda bulunduran orman yoluna bakmıştım. “Ah, hayır tatlım… Bizden kaçamazsın.” Haklıydı. Bu bitkin halimle koşmayı bıraksam, normal güçlü halimle koşsam bile hepsi birden beni anında yakalarlardı. Ümitsizlik yüzüme yansımış olmalı ki, dördü de bana acıkmış ve birazdan yemeklerine yiyecekmiş gibi bir ifadeyle bakıyorlardı. Çaresizdim. Ne yapacağımı işte şuan kestiremiyordum! Kendimi teyzemden kurtarmak ve bu hissizliğin içinde biraz kendime gelmek için dışarıya attığımda hiç böyle bir şeyin başıma geleceğini dahi düşünmemiştim. Ne yani? Daha demin hayatını önemsemeyen kız şimdi hayatı üzerine korkuyor muydu? Hayır. Dedim kendi kendime. Ne olursa olsun artık. Gözlerimi kapanmış bunları düşünürken, dört salağında bana doğru yaklaştığını ayak seslerinden algılayabiliyordum. İçimden keşke çekip gitseler diye düşündüm. Keşke, keşke, keşke… Sonunda ayak sesleri durdu, doğal ortam gece hayvanları dışında tamamen boş gibi geldi. Ama halen nefes alıp verme seslerini duyabiliyordum. Bir yandan gitmeleri için yalvarırken, bir yandan da güçlü bir kızmış gibi ölme isteğimin su yüzeyine çıkmasıyla gözlerimi açmıştım. Hayır, çekip gitmemişlerdi. Halen önümde duruyorlardı ama bir değişiklik vardı. Zafer kazanmış edalarının yüzlerinde oluşturduğu serseri ifadeden iz bile yoktu. Bomboş bakıyorlardı, tamamen bomboş… Gözlerini bana dikmişlerdi ama bir şey planlayan birileri gibi değillerdi. Bunun saçma sapan bir oyun olduğunu düşündüğüm için, kaçmayı bile aklıma getirmeden direkt gözlerimi kapadım ve ne olur gidin diye dua etmeye başladım. Kime dua ediyordum acaba? Şuan beni umursamayan belki de birazdan öleceğimin ya da her ne olacağımın habersizi olan bir tanrıya mı? O an ayak sesleri duydum tekrar. Harekete geçmişlerdi. Belli ki, bu oyunlarına katılmadığım için sıkılmış ve işimi direkt halletmek için harekete tekrar geçmişlerdi. Senden nefret ediyorum baba! Al işte dedim diye düşündüm içimden. O anda ayak izleri bana daha da yaklaşmış ama bir o kadarda aynı derecede uzaklaşmıştı. Gözlerimi açtığımda çocukların yollarına devam ettiğini gördüm. Buda neyin nesi? O an hiçbir şey dahi düşünmeden koşmaya başladım. Tek ümidim tekrar melez kampına gitmekti. Orası en azından teyzemin evinden daha eğlenceliydi. Belki o zaman bu garip olayın ne olduğunu düşünebilirdim.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aphrodite
Aşk Tanrıçası | Admin
Aşk Tanrıçası | Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 411
Kayıt tarihi : 27/06/10
Yaş : 24
Nerden : Selene'in yıldızlı göklerinden.

MesajKonu: Geri: Gabrielle Rewean   Perş. Tem. 01, 2010 5:22 am

Kimse engelleyemeden bu yetenegi veriyorum. Bence fazlasiyla hakediyordun, profiline yazabilirsin canim.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Celessé Delacroix d'Alcy
Poseidon'un Çocuğu
Poseidon'un Çocuğu
avatar

Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 30/06/10

MesajKonu: Geri: Gabrielle Rewean   Perş. Tem. 01, 2010 7:24 am

Bence de hak ediyordu zaten, engellemeyecektim hiç. Dediğim gibi rp düzgün olup da yetenek aşırıya kaçmazsa neden onaylamayayım ki?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aphrodite
Aşk Tanrıçası | Admin
Aşk Tanrıçası | Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 411
Kayıt tarihi : 27/06/10
Yaş : 24
Nerden : Selene'in yıldızlı göklerinden.

MesajKonu: Geri: Gabrielle Rewean   Cuma Tem. 02, 2010 12:28 am

Mantıklı, mantıklı efenim. Yeteneğinizi kullanabilirsiniz.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Gabrielle Rewean
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Camp Half-Blood Rpg :: Karakter Adına Herşey :: Rp Kurgusu Adına :: Özel Yetenekler-
Buraya geçin: